5 Haziran 2011 Pazar

Kasım 2009 Devrekani (geç oldu güç de oldu çok uzun yazmışım)

Geçmiş zaman olur aklına düşer insanın belki. Biz daha gençken toyken mini mini mağaracılarken gitmiştik devrekaniye uzun soluklu ilk kamptı bizim için hani ilk kamp çok başka hani ilk kamp çok farklı olur ya öyle işte benim içinde hiç bi kamp o kadar keyifli olmadı. Yeni dostluklar kuruldu güzel paylaşımlar oldu ve ben yemedim içmedim uzun uzun hatıralar anılar yazdım o kampla ilgili işte şimdi de bu yazılanları paylaşma zamanıdır anca fırsat oldu işte ne yapalım artık. Taze mağaracı gözünden 4 günlük devrekani kampı uzun diye okumamazlık olmasın bence güzel bence hoş :D

Evde yazılmış genişletilmiş versiyon:

Eveeet evde rahatça yazabildiğim bi anda kamp olaylarını aktarma olayına başlıyım. Kaldı ki başta Şeyda istedi diye saatleriyle olayları yazdığım bi kısım var Ferdiyle birlikte onu da koycam kavrama açısından iyi olur saatli falan. Neysem başlayım bari. 26 kasım Perşembe günü uyandı küçük Şeref eşyaları tamdı hazırdı gitmeye niyet etmişken kahvaltı yapmaya geldi bi telefon çağırdı dışarıya(şiirsel bi dil oldu sanki la). Neysem çağıran Melihti dedi olm kahvaltı yapcaz gel aq koşa koşa gittim sırtıma yüklenip eşyaları ki of of of ekmek yoktu poğaça falan almışlar meyve suyu almışlar Hakan sucuk pişirdi hafif çiğ idi ama olsundu önemli olan yemekti nede olsa. Peynirli poğaçayla sucuk çokokrem bal reçel zeytin ve hatta peynir yedik la!!! Peynirli poğaça ve peynir ne dengesizlik arkadaki tvde kliplere bakarken biyons klibiyle abooovvvv çektik yanındaki diğer hatun şarkıcı olan lady gaganın 2 katıydı. Neysem çıkam dediğim zaman nereye hooop buradan çıkış yok goçum gibi laflara maruz kaldım tam çıkarken kalleşçe adice saldırıya maruz kaldım ama yemedim hatta Serle Haka yedirdim öyle çıktım. Bi markete uğrayıp alhol temin ettim ama içebilmek nasip olmadı lanet olsun. Otobüste şişeyi kırıp attıktan sonra köprüde indim orda Gülceyi gördüm kendisini tanımadığım için sadece selam deyip otostopa başladım duran araca binip city önünde indiğimde Ferdi mesaj attı nerdesin deyu buldum bunu 2 Anıl ve Ferdi oradaydı işte yanaştım hemen karıştım araya sonra gittik denilen yere insanlar gelmişti zati. Bikaç bişey çıkardık odadan taşıdık ettik servis de geldi o ara. Yaşar abi ki kendisi servisçimizdir kral adamdır falan filan neyse. En son Eşo geldi kıyafetlerini çuvala koyup çantası başkasındaymış vurmuş çuvalı sırtına gelmiş. Yükledikl malzemeleri araca çıktık yola. Yanıma Ferdi oturdu irice bi insan olduğundan az sıkıştım. Yolda bi yerden (ki o yer saatiyle birlikte koyacağım ekte yazmaktadır) Ozanı aldık kaç saate gideriz falan muhabbetleri oldu 4-4 buçuk saat dendi ammaaaa öyle mi oldu elbetteki hayır. Bayram trafiği ağzımıza sıçtı resmen. Döndük Ferdi ve Müsün yurdun ordan İstanbul yoluna (ki o yurt balgattaki tahsindir). Ordan birden bi trafik ama nası az az ilerliyo yavaş yavaş gidiyoz (gene ekte geçtiği gibi milim milim). O trafik kargaşası süredursun Ferdiyle hafif sıcaklayıp bi kat soyunduk. Bu soyunmayla ilgili düşüncelerimi araç içinde de yazmıştım tekrardan yazsam mı bilemedim. Neyse o tadı bi daha yakalayamam ordan bakınız. Ferdi soyunurken kafama koluyla vurdu ama alan dar olunca rahat soyunamadı çocuk. Bu arada servis içinde Eşonun küfretmeme kararı aldığını öğrendim ettiğimi duyana 10 kaat dedi ve ilginçtirki gerçektende sövmüyodu. Deli ederim dedim olm dövmem demedim sövmem dedim yaptı bu güzel sözler söyleyerek döverim bu sefer dedi. Hımm dedim kaldım fazla kasmadım sonra Merti saldık üstüne. Eşonun “Haayııııııııırrrrrr” diye bağırışı hala kulaklarımdadır. Arada poğaça dağıtımı oldu serviste yidik bi miktar sonra batak atalım dedik kısmet olmadı kartlara ulaşamadık keza. O ara bi ara bana sıcak bastı camla resmen ilişki kurdum yüzümü yapıştırdım lam. Yaşar abi havalandırma açtı da kendime geldim yoksa kafayı yerdim herhal bilemiyom. Arada bi sigara molası oldu içen içti ben hava aldım. Ferdi çok mutluydu sigarasını içiyordu çocuklar gibi şendi. Yolun daha sonrası sessiz ve mayışmaya yönelik geçti arada çiş molası verdik bi benzincide. Kastamonuda yolu bize göstermek amacıyla bekleyen belediyeden bi adam gördük Şeyda Ferdi onun aracına bindi biz servisle onları takip ettik. Bu arada Yaşar abi çok geyikçi bi insandı yanına gelen herkesle geyiği koymayı bi borç bildi adeta yekten muhabbete girdi falan onun üstüne yorumlar yaptık vay la nası nası falan diye. Sonunda kamp yapacağımız alana ulaştığımızda hava çoktan kararmıştı 4 saat denen yol olmuştu sana 7 saat yuh la ne fena. Karanlıkta mekanın nası olduğunu bilmeden taşıdık eşyaları sadece arada bi su olduğunu görüp üstünden atladık. Bi iki gidip geldikten sonra çadırlar kuruldu. Şeyda çadır dağılımı yaptı ben, Ferdi, Anıl (kimyacı olan) ve Cem aynı çadırda kalma batak atma gibi şeyler düşünüyoduk ama olmadı olamadı işte. Cem Anıl ve Müsün yanına, Ferdi Manolya ve Turgayın yanına ben ve Anıl ise Gülce ve Mertle başka bi çadıra gittim. İlk başta ben Anıl ve Müse ben gidiyodum ama onlarla kaldığım için önceden bu mümkün olmadı. Sonrasında Eşo ateş için karpite suyu yollayacağı ortamı hazırladı taş toplayın dendi bi baktık ufak taşlar gelmiş Turgay kim getirdi bunları dedi Manolya elinde ufak taşlarla gelince iyi ki de getirmiş falan yaptı kıvırdı hemen. Ateş yandı ama vakitten ötürü yemek yapılmadı konserve tüketildi yordun bünyeler birer ikişer yatarken ayakta Ferdi, Anıl, Gülce ve ben kaldım. Çay demleyek dedik çay arabada olduğundan bunu yapamadık oturduk ateş başında konuştuk bi sürü bişey hatırladıklarımı yazcam birazdan. Ateşte köz kalınca yellemeye karar verdim tam yelleyecem Ferdi dur söner dedi Anılla dedik olm mal mısın yelledim ateş canlandı Ferdi kaldı kimya mühendisleri olarak ezdik Ferdiyi ateşten anlamaz diye sen mağarada konuş senin sözün orda geçer deyince yüzü parladı çocuğun gülümsedi. Sonra Anıl Ferdiye etrafı keşfedek dedi bunlar bi 10 dakka dolandı geri geldi o ara Gülceyle bunları çekiştirdik sanki çok uzağa gittiler falan diye. Ateşin başında kamptan ötürü sanırım askerlik geyiği döndü bi miktar yok 12 ay yok 18 ay falan yapcaz bize girecek diye. Arada bi kaç muhabbetten sonra Anılla Ferdi iddiaya girdi Anıl marta kadar sevgilisinden ayrılır ayrılmaz diye (ki bunun nereye gideceği kampın ilerleyen günlerinde az çok açığa çıktı :D). Alhollü yemek dendi. Tamam dedi Ferdi bi bira bi tavuk döner alırım kaybedersem. Yuh çektik her türlü ucuzcu hayvan dedik. Sonra Ferdiye sorduk hatun durumunu var gibi yok gibi dedi efkar bastı çocuğa. Matın üstündeki uzanmış hali sigarayı içişi eline bi de şarap versek tam olurdu yani görülmeye değer bi haldeydi. Bakıp vay la falan dedik hafif dalga geçerek. Ondan az sonra da yatmaya karar verdik. Gülce yattı Anıl yattı çadıra en son ben girdim tuluma yerleştim falan. Ama uyumak ne mümkün kıpırdayamıyom la. Kollar bacaklar hatta dönme büyük problemdi benim için. Bi ara sızmışım kolum bacağım ağrıyodu uyandım bi ara baktım Mert horluyo. Çadırlara insan dağıtılırken horlamayı problem eden Mert Ozanı bizim çadıra istememişti. Kendisi az horladı sonra sustu ama olsundu horlamıştı işte. Sabah aleyhinde delil olarak kullanılacaktı bu durum. Kusmuksuz bi çadırda yatmak rahat oluyomuş la tulum problem olmasa hiç bişey yok yani çok şahane. Gece 12 civarı yatmama rağmen erken uyandım 6 buçuk gibi ara ara sızıp ara ara uyanık geçirdiğim zamanlar. Genelde her sabah böyle oldu haftasonu uyanıp yataktan çıkmamak gibi öylesi bi durum. İlk gün yolculuk vs bu tarz geçip gitmişti doğan güneşle yeni bi güne başlamayı bekliyodum. Tulum içinde 4 civarı bi saat olduğuna inandığım zamanda ayağım üşüdü güneş doğsa da ısınsak dedim çok çok o aralar. Yetinmedim ısınmak amacıyla saldım tulumun içine ne de olsa o da sıcak düşüncesiyle. İşe yaradı mı peki emin olamadım tam bilemedim yani. Gün doğdu oldu 27 kasım Cuma bayramın ilk günü anamdan babamdan uzakta bilinmez bi yerdeydim karanlıkta mekanı tam seçememiş nası bi yer olduğunu bilmiyodum. Geceden alınan kararla Eşo, Turgay, Şeyda sabahtan mağaraya gitti bakalım nası diye bunlar dönmeden biz kalktık kahvaltı hazırlamak amacıyla. Mert uyandı “Günaydın la” dedi çıktı çadırdan bende az durup çıktım etrafta kırağı vardı suşar buzlanmış bişeyler olmuştu. Ateş Emrah tarafından yakılmış ve su koyulmuştu kaynasın diye. İnsanlar birer birer uyanırken horultu muhabbeti başladı. Biri horladı diyen herkese Mert horladı dedim Mert delendi “Nası koymuş kardiş” diyerek. Sonrasında uyurken kendisini çadıra yapıştırdığım iddiasıyla bana çıkıştı. Orda bi miktar yok falan diye münakaşa ettik. Neyse kahvaltı hazırlanırken Eşolar geldi kampa. Eşonun üstü ıslaktı noldu dedik cevap alamadık gidin görün mağaraya dedi. Sabah tıkındık yedik içtik önceden de belirttiğim üzre (bkz: kampta yazılan yer) kahvaltı güzeldi yav. Açık havada açılan iştahım doymak bilmedi yedikçe yedim tükettim meyve sularını ve yiyecekleri. Her ne kadar tereyağı, bal, reçel gibi kahvaltılıklar soğuğun etkiisyle katılaşmış olsa da olsundu ateş onları kıvamına getirirdi getirdide. Şeyda kahvaltı sonrası grupları saydı 2. Grupla gireceğimi öğrendim dedim yarın mı gircez yok dediler bugün ilk gruptan sonra. Anladım ki geç vakitlerde çıkacaktık mağaradan. İlk grup girdikten sonra herkes kendi halinde takılıyodu alınan karar üstüne Anıl (Müsünki), Cem, Gülce gibi 3. Grup elemanları köye doğru yollandı. Aslında bu kötüydü çünkü Anıl (kimyacı olan), Ferdi ve ben köye gidip kurban eti dilenecektik insanlardan ama kısmet olmadı işte. Bu arada unutmuşum kahvaltı sonrası bayram namazı muhabbeti döndü kim kıldırsın diye sonra bayramlaştık. Turgay elini öptürürken Eşo bunu yapmamayı tercih etti. Haaa Turgayın ekini öpmesende oluyo yani öpmek zorunlu değildi. Ateşin başında Müs ders çalışıyodu mitoloji dersi sonra ayrıntılı gircem oraya. Ozan sigara sarıyodu hep o şekil içti sigarayı tütün bitene kadar. Turgay ateşle oynarken Emtah Müsü yastık olarak kullanmakta Eşo ise matın üstünde uyumaktaydı. Uyurken süper salya akıttı kendisi hemen fotoladık belgeledik bu durumu daha sonra gösterdik kendisine bunlar olurken bende bişeyler yazıyodum. Sonra Eşo uyandı veeee sövdü evet sövdü bende ahada Eşo sövdün dedim valla la dedi saba 10 kaat borvum olsun dedi (ki hala borcu var). Sonra Ozan atıldı hani bana diye ilk duyana verecem demiştim dedi Eşo vermem sana yaptı. Bu küfür durumu üstüne arada geçen içinizde patlasın küfür mü değil mi tartışması ve benim göt demem üzerine Eşonun popo ya da kıç kullan demesi halleri de vardı şu an değinmek istedim. Neysem gelelim işin mitoloji kısmına. Burda şunu belirtmek isterim ki god of war (GOW) oynamak mitoloji bilgimi arttırmış bi miktar. Zeusun yaptığı çakallıkların haddi hesabı yoktu. Kadın erkek dinlemeyip önüne gelenle yatağa giriyodu soyu kuruyasıca. Hatta kızının kılığına girip kızının sevgilisini götürdüğü gerçeği (ya da efsanesi artık ne boksa) beni benden aldı ve zeusa algısı kuvvetliymiş dememize sebep oldu. Ateş başındaki herkes zeusa geçiriyor hayvanlıklarına sövüyordu. Bu zeusun soyu teee en baştan bozukmuş onu da öğrendik. Kronos varmış bebelerini atiyomuş sonra biri gelip onu öldürmüş bebelerinden biri bu. O başa geçmiş (kronos sonradan başa geçen de olabilir bilemedim şimdi) o manyakta bebelerini yemeye başlamış öyle bi hasta işte. Sonra anası zeusu saklamış zeus babasını öldürüp alemlerin kralı olmuş. Bu kronos falan teee titanlar zamanından kalma şeyler o kadar eski yani. Neyse sonra misal bi kralın kızından olacak çocuk kralı öldürecek miymiş neymiş. Kral bunu engellemek için kızını bi yere kapıyo millet çocuğu koymasın diye. Ammaaaa zeus boş durur mu altın yağmur damlası olup hatuna bi şekil ulaşmış çocuğu koymuş gitmiş. Vay la bi de tanrı olacak insanların izzeti nefsine saldırmış gavat :P Bu arada bir çay demlenmiş ve evde yapıp getirdiğim kekle birlikte tüketilmekteydi ben çay yerine neskayfe tercih etmiş o şekil tüketmiş idim. Turgay o esnada size (burada benle konuşuyo ama siz diyerek yeni gelenleri ima ediyo (vay la bi ara bizde yeniydik olm şimdi olayın kaşarı olduk :D)) şu SRT malzemelerini anlatak bi ara dedi. Tamam ilk grup gelsin bakarız yaptım. Birden ilk grup çıkageldi mağaradan biz onları daha geç beklerken bunlar 3 buçuk saatte falan çıkmıştı. Anıl ıslanmıştı aynı Eşo gibi ondan öğrendim ki bi yer derin değil gibi görünsede derinmiş atlayınca su sıçramış üstüne hep. Mağaradan gelen Ferdi ve Anıl üstünü değiştirince SRT malzemelerine baktık el cumarı olsun pursik, perlon, ayak bağı vs. malzemeler gösterildi. Hoş onları zati biz üçümüz hazırlamıştık (aha da Anılla resmen bu işlemi yaparken tanıştıydık malzeme odasında) adını çok iyi bilmiyoduk o kadar. Tanıtım evresinden sonra yarın kuşanmayı öğrenirsiniz dedi Turgay ve mağaraya girmek üzere hazırlanmaya başladım. O ara köye giden ekip gelmiş ve et bulamadıkları gerçeğini bize söylemişlerdi bu nası acı bi gerçekti. Halbuse biz o gece et yemeyi düşünmekteydik. Lanet ettik bunlar gittiğinde köyde kurban kesen bi kişi vardı acaba çok mu geç gidilmişti köye bilinmezdi ama köyün muhtarı pilav ve kavurma et yollayacağını söylemişti helal olsundu ona. Biz bi coştuk ne güzel coştuk hemde sevindik kıpır kıpır olduk. Saat 4 sularında mağaraya doğru yola çıktık 8 buçuk 9 gibi geliriz dedik. Mağaraya girerken Turgay mağara birası almak için servise koştu kaptı geldi. O ara Emrahka mağara önündeki donmuş suyu kırmaya çalıştık. Kırdık abarttık bi miktarda neyse sonra Turgay geldi birayı şahane bi şekilde sakladı ve mağaraya girdik. Mağara çok genişti ama oluşum açısından fakirdi. Tulumtaş (Tuluntaş mıydı yoksa) daha bi zengindi oluşum açısından. Gene de bu mağarada iyi gibiydi ve başladık dolanmaya. İçinde su vardı dize kadar falan işte. Pek ıslanmadım kendi adıma amele çizmelerim uzundu çünkü ilerledikçe mağaranın bazı yerlerinde kemikler gördük ne kemiği diye çok düşündük. Deniz (denden) biyolojist görüşüyle dişlerinden analiz ediyo bu otçul falan diyodu. Bi yerden ilginç bi şekilde bozulmadan kalmış bi iskelet gördük durduk düşündük nası olmuş ki böyle diye bilimsel yaklaşımlarda bulunduk. Mağaranın 3-4 farklı çıkışı vardı koşarak birine gittik çünkü çişimiz vardı sırayla Turgay ben Müs işedik. Orda bi miktar durduk kuru üzüm şeker vs tükettik. Eşo mağarayı anlatırken uzun mağara bi çıkıyon güneşli güzel bi yer bi çayır diyodu. Öyle miydi bilmiyom çünkü biz çıktığımızda güneş yerini aya bırakmış etraf kararmıştı. Orda bi miktar takıldık daha sonra mağaranın başka bi çıkışına ilerledik ama nası bi çıkış sürüne sürüne zarzor geçtik. Hatta geri dönerken götüm sıkıştı la. Nası girdim buraya dedim kaldım orda aboo yani. Güç bela götü kurtarıp ordan geçince içerde bi üst paraleldeki çıkışa yöneldik. Orda bi sürü çukurlar vardı. Sanırsak içerde define aranmıştı tam bilemedik. Çukurlardan birinde garip turuncu bişey buldu Turgay. Deniz baktı mantar tarzı bişey olabilir alıp incelemek lazım dedi. Bi miktar düşünüp bundan vazgeçtik çünkü taşıyabileceğimiz bi yer yoktu. Turgayın bulduğu ve mantarus turgayus diye adlandırdığı o şeyin nolduğunu hiç öğrenemiyecektik beklide. Dolanırken bi taşın altında beyaz yayvan bişi gördük nedir dedik Denize ama o gene bi örnek alalım neymiş bi bakalım dedi. Sonra Emrah sende hep örnek istiyon örnek alınca bende bilirim ne var yaptı. Ordaki o şeye fazla kafa yormadık devam ettik. Sonra bi yerde Emrah ve Turgay bi kolu kontrole gitti. Bizde boş durmadık üşümemek için halaya durduk oynadık ettik bi süre. Emrahlar gelince çıkışa doğru yollandık. Turgayın bi miktar kafa karıştı bizi yanlış yere götürdü. Burdan değildi ki çıkış dedim. Doğru yolu gösterdim sonrsında aferin dedi insanlar helaldi bana. Sulu kola girsek mi dedik saate baktık saat 9a gelirken Müs ve Deniz girmeyek dedi. Sonra saat ve hava soğukluğunu düşünüp girmedik o sulu yere sonra dedik kısmet olursa. Çıkışa geldiğimizde Eşo ve Mert mağara çıkışına gelmiş bizi bekliyodu. İnsanlar meraklanmıştı neden geç kaldık diye. Mağara biramızı yudumlarken öğrendik ki bize bişey olsa içerden yardım istesek önce tıkınıp sonra gelme düşüncesi hakimmiş insanlarda vay la. Neyse biz gidince yemek ısıtıldı yendi. Tıkınan insanlar gene erkenden çadırlara gitti. Daha gece genç mantığına sahip olan ben ve diğer bikaç insansa oturmayı sürdürdü. Manolya beni scoby do odaki shaggye benzetti (o zamanlar saçlar uzun tabi). Herkeşler bunu benimsedi kampta hep shaggy (şegi) olarak anıldım. Bana köpek almayı bile düşündüler yani vay la o derece benzerlik. Manolya, Ozan, Ferdi, ben şarkılar türküler söyledik orda. Daha sonra bi çadırdan istek geldi ama onları fırçaladık ve istek parçayı okumadık. Gece ilerlerken ateşin sönmesini Ozanla birlikte bekledik en sona ikimiz kaldık. Bu arada gün içinde Gülce ve Ozan yer değiştirmişti yani Ozan artık benim çadırdaydı. Ben çadıra girdikten bi süre sonra Ozan da gelip yattı. Bi süre sonra sızmışım. 28 kasım cumartesi o sabah etraftan yerde sürüklenen dal sesleriyle uyandım biri ateş için odun topluyodu. Bi müddet sonra garip bi kuşun sesini duydum. Mert uyandı dışarı çıktı peşinden ben gittim. Dal seslerini çıkaran Yaşar abiydi. Sabah kalkıp ateş için dallar toplamış ateşi yakmıştı. Mert bana Ozan horladı mı dedi. Yok duymadım deyince vay la dedi adam gece boyu bağırdı duymamış benim 2 dakka horladığımı duymuş dedi. İşin ilginci Ozan ilk gece uyurken hiç horlamamış ve çadırındaki Şeydayla Emrahı utandırmıştı. İnsanlar kalktı kahvaltı için Ozanın gece çadıra girince içerde aldığı kesif osuruk kokusunu belirtmesi gerçekten güzeldi. Acaba kim salmıştı :))) 3. Grup mağara için hazırlanırken Anılda Ozanın horladığından yakındı kısa ve etkili sesler çıkardığını söyledi. Mert ne güzel dedin kardiş yaptı ve bana adam anca beni duyyo dedi. 3. Grup mağaraya girdikten sonra bi grup insan köyün oralara gitti muhtarla falan konuşmaya. Geride Mert, Ferdi, Anıl, Deniz, Serra, Müs ve ben kaldık. Müs çadırda ders çalışırken Serra ve Deniz çadırda muhabbette Anılsa uyuyacağını belirtip gene çadıra gitmişti. Biz sabah baltayla bi miktar dal kesmiş şimdiyse boş boş oturuyoduk. Mert SRT malzemelerini getirin de kuşanmayı öğrenin dedi. Uyanıksa Anılı da çağıralım dedik çağırdık. Sonra ateşin başında Mert bize malzemeleri gösterdi. Bikaçının adını sorduk. O ara Serra ve Deniz geldi çay kahve için ateşe su koyduk. Daha sonrasında Mert bize kuşanmayı gösterdi. Devamında önce Ferdi sonra Anıl kuşandı ki kuşanırkenki halleri görülmeye değerdi gerçekten. O ara su kaynamış ve çay olmuştu. Bardağıma çay aldım ama içmeden kuşanma sırası bana geldi. Ferdi ve Anıl kuşanırken bi sürü hata yapmıştı. Mert hadi seni görelim dedi. Başladım kuşanmaya. Hiç hatasız kuşandım Mert Ferdiyle Anılı beni kontrol etsinler diye çağırdı. Bu şekilde de bişeyler öğrenebileceklerini falan söyledi. Sonra bi ip üstünde aletlerin çalışmasını gördüm. Ben değil herkes gördü ama SRT malzemeleri bana bağlı olduğundan daha güzel gördüm yaptım. Mert Turgay gelsin sizi tekrar test eder dedi. O ara çayım soğumuştu. Turgaylar köyden dönmüştü. Kuşburnu falan toplamışlar ne güzel doğal doğal. Sonra Eşolar geldi ekibini sulu kola sokan Eşo ıslak ıslak yürümekteydi. Ekip elemanları ıslak ve üşümüştü. Anıl sövmekte idi Gülce ensesine kadar suya batmıştı. Vay la ne derindi acaba o sulu mekan bilinmezdi. Daha sonra Turgay isteyen hazırlansın gidiyoz dedi. Anıl, Ferdi, Manolya, Turgay ve bengitmek amacıyla hazırlandık. O ara muhtar söylediği pilav ve et kavurmayı getirmişti ama garibim ıslak yerden atlayamamış suya düşmüştü. O küçük deremsi yer adamın kabusu olmuştu. O üstünü değiştirmeye gitti biz mağaraya gidecek olanlar gelen yemeği hemen tüketip mağaraya yollandık. Az gittik ve sulu kolun girişine gelmiştik. Artık geri dönülemeyecek noktadaydık. Daldık Turgayın peşinden. Önde Turgay arkada biz gidiyoduk başlar iyiydi rahatça ilerledik dizime kadar falan ıslandım. Sulu yer oluşum açısından komple mağaradan daha iyiydi daha hoştu. Tam çıkışa yaklaşırken asıl yere gelmiştik. Turgay ıslanmamak için bi sürü kasmıştı duvardan duvara ayağını dayayıp geçmeye çalıştı. Anıl lanet olsun deyip suya atladı ve hohohooo sesleri çıkararak devam etti. Turgayın altından geçip gitti. Sonra Manolya suya girdi boyunca suya battı hatta bi yerde yüzdüğüne şahit oldum. Sonra ben girdim suya belime kadar suya batmışken Turgaya takıldım in dedim aşağa düzgün git ıslan sanki nolcak. Sonra atladı Turgay girdi suya. Arkadan inceden bi ses duyuldu Ferdi suya girmiş sesi gitmişti (anlayana 3 top :P). İnceden bağıra bağıra geldi sudan çıktığımızda Anılla Manolya gülerek bizi bekliyodu Ferdinin sesleri onları da kendinden geçirmiş krize sokmuştu. Ordan çıkıp mağaranın dışına gidince Anıla bi üşüme geldi artiz artiz yürüyerek kamp alanına gittik. Sonrasında hemen soyunduk dökündük komple ne var ne yok çıkarıp değiştirdik yani. Donuma kadar ıslanmışım vay la. Sonra ateşin başına çöktük bi miktar ayakları ısıttıktan sonra akşam yemeği faslına geçtik. Akşam yemeğinde bulgur pilavı ve kızartma vardı. Bulgur pilavıyla Emrah usta ilgilenmekteydi. Pilavı bi güzel karıştırdı. O ara Turgay da kabak ve patlıcanları kızartmaya başladı. Emrahın 5 dakkaya pilav tamam 10 dakka da dinlensin yiyebiliriz lafı olay oldu. Bizi güldürdü şahane geyikler döndü üstüne. Yoğurtla falan bulguru yedikten sonra sıra kızartmaya gelmişti. Ama kızartma bi türlü bitmiyodu. Turgay ha oldu ha olacak diye bi saate yakın kızartmayla uğraştı. Sarımsak falan bi şekil hazırlayıp verdiği zamansa gerçekten şahane tadı olan bi yiyecek olduğunu gördüm. Beklediğime değmiş yedikçe yiyesim gelmişti ne güzel bi yemekti o öyle yav. Kızartma tüketilince insanlar gene birer ikişer yatmaya gitmiş ve gece gene o bildik kadro kalmıştı ateş başında. Gene şarkılar gene türküler. Ferdi bana bi ara gene o ilk gece ki halde olduğunu söyledi. Vay be efkar dert dolmuştu gene o güleç yüz. Bi sonraki gece gene şarkı gene muhabbet ve üstüne bir de alhol vardı. Alhol free olacaktı. Zuladaki içkiler açılacak ortam daha bi canlanacaktı. Bu arada yemek esnasında beni benden alan bi olay vardı atlamadan anlatayım. Eşo kıyafetleri hep ıslak olduğundan altına şort ayağına ise Serranın burlington çoraplarını giymişti. Bacakları üstüne sırtındaki poları kapayan Eşo bacakları anca dize kadar kapayabilmişti. Ve karşıdan bakan ben kendimi liseli bi kızın bacakları dikizleye biri gibi görmüştüm. Ama hakkatten kombinasyon iyiydi yani tam liseli tadında. Polarda lise eteği kumaşından olsa tam olacaktı tek eksiği oydu yani. Neysem yemekten sonra Ozanın türküleri eşliğinde kuşburnu çayı yaptık. Tadı pek yoktu ilk demlemede çokta iyi tad verdiği söylenemezdi zati. Neysem bigün daha bi şekil sona ermiş sulu kola da girmiştik eksik bi yanım kalmamıştı sonuçta tuluma girdim yattım tulumda uyumaya yavaştan alışıyodum kafanın altına bişey koyduktan sonra rahata erip uyuyabiliyodum uyudumda. 29 kasım Pazar bu sabah diğerlerinden farklıydı. Güneşsiz kapalı bi havaydı kampın son günü yapılır mıydı la. Olmuştu işte ne edersin mukadderat. Kapalı havadan dolayı bi yağış beklentisine girdik. Yeni duyum alınan mağaraya gidecek ekip hazırlanmış kahvaltısını yapmıştı. Daha sonra kalkan insanlarda birer birer tıkınıyodu. Erken kalkanlar son sosislerden nasiplenirken daha geç kalkanlar avcunu yaladı :D O sabah gene her sabah ki gibi ayıya bağlamış her kalkanla birlikte bişeyler yemiştim. Açık hava yarıyodu bana iştahımın maşallahı vardı. Diğer ekip mağara için gitmişti hava bozuktu ve gece ateş için fazlaca odun lazımdı. Baltayı kapıp başladık dalları kesmeye gün boyu bi sürü dal odun vs temin ettik. Yetmez diye gene kestik gene kestik yağıştan ötürü odunlar ıslanıyodu ve yakarken tütüyodu bi miktar. Anıl, Ferdi ve ben bi dolaşalım dedik çıktık yola az gittik uz gittik uzunca bi çam gördük kesilmiş ya da kırılmış bilmiyoz geri dönerken almak üzre bıraktık onu. Daha da ilerledik artık Ferdi gitmek istemiyodu. Biz tam çiş molası vermişken Anıl ileri doğru devam etti sonra koşarak geri döndü. Bi hırıltı duymuş tırsmıştı. Biz kamp alanına dönme kararı aldık o noktada. Geri dönerken o gördüğümüz çamı sırtlandık getirdik kamp alanında bikaç poz çektirdik. Aldım baltayıgiriştim ben buna. Veriyom baltayı dallara kıra kıra devam ediyom. Sonra baktık ağaç uzunca bayrak direği olsun bu bırakalım dedik. Hatta Anıl ve Ferdi dikmeye çalıştı beceremedi. Daha sonra fosilsel oluşum için Anıl, Turgay, ve Ferdi mağaraya gitti foto çekme amaçlı. Ateş başında Ozanla ben kaldım ateşle ilgilendim falan. Turgaylar bi süre sonra geri döndü. Telefon geldi Anıl kötü olmuş kampa geri dönüyomuş Mertle diye. Heyecan yaptık noldu çocuğa acaba dedik. Geldi Mert Anılla biz yiyecek bi çorba hazırladık Anıla iyi gelir mantığıyla. Mert durumu anlattı Anıl bi miktar kendinden geçmiş kusmuştu falan. Anıl çadırda yatarken Mert mağaranın yerini ve her iki yandan sis geldiğini söyledi. Bi grup yapalım yardım için gerekebilir dedi. Turgay, Ozan ve Anıl yardıma gitti. Biz ateş başında onları bekledik heyecanlı bekleyiş. Ara ara anılı kontrol ediyo ara ara bi haber gelir umuduyla telefonların çektiği noktalara gidiyoduk. Acaba kötü bişi olacak mıydı bilinmezdi. Ferdi yatmayı düşünüyodu neşemiş kaçmış alhol falan yalan olmuştu. Ferdi gelsinler göreyim yatarım ben falan dedi. Bunla birlikte dal toplamaya gidip geldik. O ara ekip haritalamadan dönmüş kampta bi neşe bi iyimserlik vardı. İyiydi güzeldi sağ salim dönmüşlerdi işte. Akşam yemeğini yedik sonra içkiler çıktı. Beklenen an gelmişti bi bira fıçısı açılmış ve bardaklar dolmuştu yavaştan demlenirken şarkılar da başlamıştı. O güne kadar o saatte bu kadar kişi ayakta kalmamıştı. Şaraplar biralar içiliyordu. Eşoya onu liseliye benzettiğimi söyledim geçen gece ohooo üstüne ne geyikler muhabbetler herkesin gözü bende tarzı güzel laflar. Kendimden emin konuşsam Eşo benim olacaktı öyle dedi kendisi. Bilemedim bileydim da emin konuşurdum la :P Anıl, Ferdi ve ben çişe gittik. Anılın kafa hafif güzeldi. Çünkü işerken sevgilisini aramış ve Ferdiyle işiyoz demişti. Hatta telefonu Ferdiye verip al konuş bile demişti o derece. Neyse geri döndük cips bira yaptık ama iki paket cips kime yeterdi. Sonra Cemin kuruyemişler geldi çokta iyi geldi. Bi şarap bi bira giderken Cemin kafayı bulduğunu fark ettim mata uzanmış içiyodu hafif dengesi kaymıştı. Millet baktı güldü falan sonra yorucu bi gün olduğundan insanlar yattı gene Turgay ve Eşo Cemle ilgileniyodu o ara gece 12 sularında Anılla ben de yatmaya gittim. Ama uyuyamadım hatta sıçasım geldi kalkıp Ferdinin kafa lambası yardımıyla baya bi sıçtım. Ferdi beni merak etti düşüp kaldım mı diye adımı bağırdı haaaa dedim tamam dedi. İşim bitince ateş başına geldim Ozanın muhabbetinden sıkılan Ferdi yatmaya gitti o ara. Ozanın kafa hafif güzel muhabbeti sosyalizm üzerineydi. Az benle konuştu sonra o da yattı Turgayla ben kaldım geriye. Etraftaki her odunu ateşe atıyodu kafası bi yere takılmıştı. Aradaki laflarından herkesin eşit çalışmamasından sebep olduğunu düşündüm. Gece 2 buçuk falan yattık işte. Ozan benden önce yattığı için bu sefer horladığını duyyodum. Ama çok etkilenmedim uyudum sonra. 30 kasım pazartesi bugün hava dünün aksine güzel ve güneşliydi şans işte. Kampi toplama günüydü kahvaltıyla uğraşmadık hiç. Anıl ve Ozan yattığı için Mertle sadece tulumları topladık. Bi müddet sonra herkesler kalkmıştı. Turgayların çadırı uyandırdıktan sonra Ozan ve Anılı kaldırdık. Onlar dışarıda eşyalarını yerleştirirken Mertle çadırı topladık. Daha sonra çantaları servise götürüp sağda solda insanlara yardım ettim. Anılın hastalığı (baş dönmesi vs) geçmişti. Onla birlikte malzeme çadırını da toplayıp kaldırdık. Bikaç gel gitten sonra kamp alanında bizden eser kalmamıştı. Servise yerleşince önce muhtarın yanına gittik eyvallah demeye orda da bikaç poz çekindik. Daha sonra söylemler üzerine aynadaki yansımama baktım saçlar süperdi kirli yağlı harikaydı yani. 4 günlük kampın tüm pisliği saçlarımdaydı sanki. Devrekaniye gittik ordan bi savaş topunun üstünde foto çektirdik. Belediyeden bi eleman geldi nerde yiyelim falan yaptık bizi bi yere götürdü etli ekmek yedik. Açtım ama aşırı yağlı olan etli ekmeği yiyemedim kaldım öyle Ferdilerin masaya yolladık kalanı. Ferdi ayısı yedi ha yedi. Sonra çay falan içtik hesabı sorduk belediye ödemiş bilemedim öyle olacağını. Bilsem kola falan isterdim 3-5 bardak çay isterdim içmeye kısmet değilmiş. Ferdi şiş göbeğini açtı gösterdi fotoladık hemen. Sonra araca bindik gene yola çıktık. Araçta genel bi sessizlik vardı insanlar kampın yorgunluğundan uyumaya meylediyodu. Yolda doldu dizgin gidiyoduk sesim boğuk kalın çıkıyodu. Millet sus la falan dedi Eşoya istek şarkın var mı dedim. Tanrı istemezseyi söyle dedi. Bi tanrı istemezse dedim oooo dedi Eşo sana kaset yapalım hemen. Ama dedim sesim dumandan böyle oldu olsun dedi sana veririm dumanı öyle söyletirim. Arada bi hareket istedi bünye Ferdiyle kalkıp öne gittik. O ara orda dikilirken birden araç titredi falan sonra durduk frenle. Lastik patladı dedi Yaşar abi abooo dedim ya camdan uçsaydım bu gibi durumlar. Yaşar abinin direksiyon hakimiyetini kaybetmemiş olması büyük şanstı aksi taktirde devrilebilirdi belki araç. Yandan halktan biri noldu falan diye geldi. Sonra lastik değişiminde yardımcı oldu bize o esnada Müs Anılın altına sıçmak üzre olduğunu söyledi. Yandaki su kanalına sıçsana dedim pozisyonu gösterdim yok olmaz dedi Anıl yememişti. Sonra Gülcenin bandanayı kafama bağlıyım dedim beceremeyince Deniz ben bağlarım dedi. Eğildim başörtüsü gibi bağladı bana. Anıl ve Müs balıkçı ve karısı dedi bize çünkü Deniz hakkatten balıkçıya benziyodu. Neyse lastikler değiştirilmişti o halktan insansa yardım sever değil şerefsiz çıkmış ve para istemişti. Yola çıktık mola verdik sıçan sıçtı eden etti. Sonra yoldaydık gene hava kararmış gece çökmüştü.

Ek 1 (saatli falan olaylar) :

Saat 13:05 de beytepe yer bilimleri binasının önünden yola çıkıldı.

Saat 13:10 da araç uygun bi sağa çekilip kapı sorunu çözüldü.

Saat 13:14 Ozan odtü üst geçidinden alındı.

Saat 13:18 araç eskişehir yolundan çıkıp istanbul yoluna girdi.

Saat 13:20-13:35 trafiğe takıldık milim milim ilerliyoz.

14:14 sevdiğimiz bizi düşünüyor ve ara öğün olarak poğaça dağıtıldı.

14:22 akyurttan çıktık kalecik 32 km ankara-çankırı devlet yolu üzerindeyiz

14:45 kalecik

15:00 sigara molası

16:05 benzincide durduk wc molası

18:30 kastamonu migros

19:20 devrekani

19:40 civarı tekkekızıllar, bozkocatepe ve baltacak köylerinden geçtik

19:50 inebolu yol ayrımından kastamonu cazibe merkezine doğru saptık

şenlik pazarı saray durak

20:30 kamp attık

07:30-10:00 keşif yapıldı (Eşref, Turgay, Şeyda)

11:05 ilk grup yola çıktı (Ferdi, Serra, Şeyda, Manolya, Mert, Anıl)

14:35 ilk grup çıktı

16:10 ikinci grup mağaraya girdi (Emrah, Şeref (shaggy (şegi)), Turgay, Deniz, Müs)

21:00 ikinci grup çıktı

12:00 üçüncü grup girdi (Eşref, Cem, Gülce, Ozan, Anıl)

14:45 üçüncü grup çıktı

16:00 bi grup sulu kola girdi (Turgay, Manolya, Anıl, Ferdi, Şeref (şegi))

16:45 aynı grup çıktı

10:20 diğer mağara araştırılmaya gidildi

15:55 aradılar

17:00 ekibin bi kısmı geldi (Mert, Anıl)

17:20 destek grubu gitti (Turgay, Anıl, Ozan)

20:47 tüm ekip geri geldi

10:30 yola çıkıldı

15:10 dönüş yolunda lastik patladı

16:05 tekrardan harekete geçtik

Ek 2 (serviste kampta yazılmış olayın icraatın içinden notlar) :

Sevgili mağara meraklısı insan

Evvel zaman içinde karpuz zaman içinde in cin bokuyla heykel yaparken bir grup genç dağ taş mağara gezme amaçlı yola çıktı şimdilik bu kadar hala kampüsteyiz (*). Güneşin ışıl ışıl ışıdığı bu güneşli günde bir bilinmeze doğru yol alırken Ferdinin soyunmasıyla dehşete düştüm kafama aldığım omuz darbesiyle şoktan çıktım rabbim dedim ne sexy bi vicut nokta. Yazımızın kötü oluşunun sebebi özümüzde yazımızın kötü oluşu değil aracın harmonik hareketidir (*). Yol bok gibi la tıkandı ilerlemiyo lanet olsun. Güneşi gördüm sıcağa sövdüm Allahtan cam kenarındayım cama yapıştım. Sigara molası verdik 2 buçuk saat yoldan sonra o soğuk hava ve sigara nasıl iyi geldi anlatamam valla (*). Hareketli araçta yazılmıyo la. Gece güne döndü fırsat buldum yazıyom. İlk grup mağaraya girdi ben bekliyom ikinci gruptayım akşamüstü 5 civarı girecem sanırım kaçta çıkarım bilinmez. Şahane bi gece tıkındık falan sonrasında ateş başı canlı muhabbetler serisi ki duyulmaya görülmeye değer çok canlı muhabbetler. Herkes yattı 4 kişi kaldık ayakta ateş başında ben, Ferdi, Anıl (Müslümenin Anıl değil diğeri) ve Gülce. Nası nası güzel nası nası canlı ama ateş başındaki muhabbet orda kalır deyip bahsetmemeyi yeğliyom belki sonra yazar söylerim. Gece uyku tulumunda yattım iyi hoş ama hareketi sınırlıyo la direkt uyuyamadım. Bi de sabah 4 olduğuna inandığım bi saatte ayaklarımda üşüme durumu oldu sonradan toparladı ama tulumda hakkat yatılmıyo la. Bacağımı atamıyom dönemiyom kollar bi mal ne yapacağımı bilemedim. Sabah 9 civarı kalkıp baktım kiii abooo ne göreyim her yer kırağı olmuş sular hafif donmuş. Harikuleyt bi kahvaltı yaptık açık hava güneş vs ne güzeldir. Ateşin başında Eşo uyuyo Deniz kitap okuyo Müs dersine çalışıyo bende gözümden akan yaşlarla bunu yazıyom. Duman çok fena göz yaşartıyo la. Kayfemi aldım kekimi aldım yiyom ateş başında lanet olsun ne güzel hava la. Müs sayesinde mitoloji bilgim gelişiyo la zeus çok çakal haaa ne biçim hatuna kayacam diye neler yapmış hayvan herif. Baltayla oduna dalıyoz paso kırıyoz ediyoz baya canlı la. Sondan önceki gece yarın alhol free yani. Ara ara yazıyom sürekli yazamıyom her boku yazamıyom fırsat olmuyo. Şu anda ateş başında Ferdinin kafa lambasıyla yazıyom. Turgay ve Manolya, Ferdi ve Açelyanın (Açelya Ferdinin fantezik aşkı) ayrıca Ozanın selamı boldur. Peki bugün ne yaptık. Neler yapmadık ki ohooooooo. Misal dün mağaraya girdik tam 5 saat la ne güzel yerdi haa fosilsel oluşumlar bulduk üstüne güzel muhabbetler çevirdik. Tabi bi miktar ıslandık amma akşam 9 da çıkıyo oluşumuz etraftaki soğuk vs gene de iyiydi bee. Hatta sulu bi yol vardı oraya giecektik ekipten istemeyen ve zaman yokluğu bu yola girmemizi engelledi. Ama bugün bunu yaptık. Srt ekipmanlarını kuşandık ki onlar dikey mağara ekipmanlarıdır. Akşam 4 civarı girdik mağaraya dolandık bi girdik suya donuma kadar ıslandım çok iyiydi la dalasım geldi suya çok şahane. Ateş başı Ozanın türküsü Turgayların topladığı kuşburnuyla yaptığımız çay ne tatlı oluyo la. Her gece en geç yatan insanlarız ateşle ısınır ateşle yaşar olduk.

Not: (*) olan yerler Ferdi tarafından yazılmıştır.


3 yorum:

Huzursuz dedi ki...

Müthiş olmuş şerro. Eline fikrine sağlık.

turgay baş dedi ki...

eline sağlık..

servis dedi ki...

Ekibimiz Casper servisleri olarak paylaşımlarınızı çok beğendik. Bloğunuzda başarılar dileriz

 

İletişim

Bu blogda yazar olarak yer almak ve katkıda bulunmak istiyorsanız, blog yöneticileri ile iletişime geçmeniz yeterli olacaktır.



Blog Yöneticileri

HAKKINDA

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu (HÜMAK) 1988 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.

AMAÇ

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu 'nun (HÜMAK) çok yazarlı resmi ve gayrıresmi paylaşım ortamıdır.

Kafasından bareti eksik etmeyen tüm mağaracıları aramızda görmekten keyif, zevk, haz ve gurur duyarız, hoşnut kalırız..