7 Ocak 2019 Pazartesi



21-23 Aralık Ballıca


Bir kamp çantası hazırlamanın vermiş olduğu hissi şu dünyada pek az şey verebiliyor insana, bence. Hele bir de ilk defa gidilecek bir lokasyon söz konusu ise durum daha heyecanlı bir hal alıyor. Aklında zilyon tane düşünce insanın; hava durumu nasıl, ne kadar kalın giyinsem, ay acaba aldıklarım yeter mi, çöp poşeti önemli onu sakın unutma, ne olur ne olmaz şunu da alayım ben (ve bu gerçekten absürd bir şey olabilir :) hayal gücünüzün sınırsızlığına bırakıyorum)... Alınan onca şeye rağmen o çanta hiçbir zaman hazır olmaz ama, yola çıkar çıkmaz "Aha! Kesin bişey unuttum ben." cümlesi gölge gibi ardı sıra geliyor insanın. Yüzsüz şey.

 Bu cümle zihnimde, ilk faaliyetime gidiyor olmanın içimde uçurduğu kelebeklerle koyuldum okul yoluna. Canım Beytepe. Kamp çantası ile Beytepe yolları arşınlamak pek akıllıca değilmiş bunu yeni öğrendim. Pek çok şeyi yeni öğrendim aslında, onlara da sıra gelecek okumaya devam ediniz :) 1 saat bilmem kaç dakikanın sonunda okuldayıııım. Evden sırtımda çanta, outdoor kıyafetlerimle havalı havalı çıkmışken; okula saçım dağılmış, bir miktar terlemiş, çantama sıktıra sıktıra koyduğum matım kaymış bir vaziyette girmem tatsız oldu pek ala tabi...  Hala kelebeklerim içimde ama öyleyse sorun yok. Kulüp odasına vardım. İlk kez tanışık olduğum insanlar var bir miktar geri durmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Ah bir de o gün kimya sınavım var ki, sormayın bende ki gerginliği. Eşyaları taşımaktı, sohbetti muhabbetti derken  şöyle böyle zaman geçti. Sınava girdim, çıktım veee tekrar canım kulüp odası. Az daha zaman sonra yola çıkmaya hazır hale geldik. Alışveriş zamanıııı, Bilkent Station ilk durağımız. Alınacaklar alındı, alsam mı acaba tereddütleri geride bırakıldı ve tekrar yola koyulduk. Yolculuk keyifliydi; sohbet, kahkaha, göz dinlendirmeler, şarkılar, uykular... Sonundaa vardık. Gece yolculuğu olduğu için "yol nasıldı, etrafta neler vardı, nasıl bir yere geldik" bunların hiçbirinin yanıtı yok. Eşyaları indirdik ve kamp alanına doğru taşımaya başladık. Herkes nasıldı bilmem ama ben epey temkinli adımlarla hareket ediyorum; zemin nemli yer yer çamur, bir yerlerde havuz varmış düşmek tehlikesi söz konusu ve gece... (tabi ki bu cümlede mübalağa söz konusu) Eşyalar taşındı, çadırlar kuruldu, malzemeler yerleştirildi, odunlar toplandı, uyuyan uyudu ve ilk ekip gitmeye hazır. Ekipte kimler vardı tam anımsayamamakla birlikte; ekibin öncüsü Hasan, artçısı Can Tarcan ve onlarla birlikte hattı kurmaya giden Erhan ve Nart'ı yolcu ettik mağaraya. Birkaç kişi ateş başında kaldık. Biraz sohbet, biraz ısınma çabası derken geçti vakit. Erhan ve Nart hattı kurup geri döneceklerdi normalde fakat Hasan'ın midesi rahatsızlandığı için ekibi Nart almış, Hasan ve Erhan geri döndü. Kaç kişiydik, kimler vardı tam anımsayamıyorum fakat en sonunda ateş başında Erhan, Hasan, ben kaldık (bir ara Raif'te göründü ortalıkta gerçi). Odun ateşinde mantar ve adaçayı ile :) günü doğurmak çok keyifliydi, böyle sabahlar için uykularımı her daim feda edebilirim. Günü doğurmak demişken, nasıl bir yere geldik sorusunun yanıtıyla tanışık olduk sonunda.


Yosun tutmuş kayaların maksimalist hali gibi geldi bana bu görüntü. Ve Turgut Uyar geldi aklıma, Bir Gün Sabah Sabah.  Ah bu arada mantarlar için Erhan'a kocamanak teşekkürler.

İkinci ekipten birkaç kişi uyandı, ateş başı devredildi ve artık ben bir uyuyayım... Kahvaltı kelimesinin geçtiği birkaç cümle ile uyandım daha doğrusu "Kahvaltı mııı? Fırla tulumundan Rumeysa!" şeklinde bir naraydı bu. Bendeniz kahvaltıya çok düşkün bir hanımefendi ^_^ Kahvaltı yapıldı ve haydi iş başına. Birkaç kişi bulaşıklara, birkaç kişi de daldık meşelerin arasına, epeyce bir odun topladığımızı sanıyorum.
Ve artık, sonunda, bizim ekibin mağaraya girme zamanıııı. Aslına bakarsanız zaten zamanımız gelmişti fakat içerdeki ekip henüz gelmemişti ve +1 saat beklemesi yaptık. O süre de geçtiğine göre artık bir gidip bakmalı... Gittik. Birtakım sorunlar olmuş bu yüzden bir miktar daha rötar yaptı girişimiz. Hasan ve Nart çıkmakta onlara yardımcı oldu ve ikinci ekip sağ salim çıktı. Biraz mağaradan da bahsedeyim, mağaranın halka açık yaklaşık 680 m uzunluğunda bir kısmı var, 8 salonu gezilebilir vaziyette. İkinci ekibi beklerken bu alanda bekledik ve onlar çıkar çıkmaz girdik içeri. Ellerim titriyor. Dürüst olcam daha hattın olduğu yere dahi gelmeden "Kesin ben burada bir yerde kayıp ölcem." diye düşünmedim değil. Şşşh duymamış olun :) Ah sahi ekipten bahsedeyim biraz; öncümüz Nart, artçımız Pınar, Suat, Ahmet, Oğuzhan, Aslı, Cemre ve been. Emniyetler alındı, mağara havası güzelce solundu, e artık inmek vakti. Nart biraz hattan, neler yapılacağından bahsetti ve o bir güzel indi aşağı. Şöyle ki, merdivenle iniş yapacağımız birkaç metrelik bir giriş var. Öncü aşağıdan, inecek kişiyi emniyete alıyor. Bulunduğumuz konumdan azıcık popomuz üstünde balkona  inip ipi karibine geçiriyoruz ve merdivenle iniyoruz. Gerçekten hayatımda ilk defa bir şeyden bu kadar korktum! Ama indiğimde anlayacağım üzre, yaşadığım en güzel deneyimdi bu! Hepimiz indik. Huh derin bir nefes. Biraz dinlenildi, bir şeyler yenildi. Ve enerjimiz yerine geldi daha da aşağılara inmeye hazırız. İki elimiz bir de popomuz her yere değe değe bir güzel indik aşağı. Belki herkes yaşamında turistik bir gezi olarak bir mağaraya girmiştir yahut bir belgeselde izlemiştir ama hiçbir gezi ya da belgesel bir mağarayı  bakir haliyle görmenin hazzını veremez. Tüm o sarkıtlar, dikitler, sütunlar, pipetler, popcornlar, perdeler :) hepsi muazzamdı. Beni bu görsel şölenden ziyade heyecanlandıran asıl şey mağarada bir orayı bir burayı, bir daralı, bir tepeyi hülasa bedeninin girebildiği tüm alanları keşfedebilmek. Bunu hayal ederek gelmiştim ve bu hayalimi elde ederek dönebildim Ankara'ya. Bir oraya bir buraya gidiyoruz derken bir yarık gördüm, aşağı doğru devam eden bir kolu var. İnip de bakmaya çekiniyorum eğilip bakmaya çalışıyorum en fazla ama yok yetmedi inmek lazım oraya :) Nart'a söyledim hemen bir "Bakalım." tepkisi. Önden o arkadan ben, daral olduğu için birer ikişer girelim diye kalan ekip arkadan çıkışımızı bekliyor. Bir kafamız önden, bir bacaklarımız, bir duvara paralel vücudumuz derken  gidebildiğimiz yere kadar gittik daha da gidilebilirdi fakat mağara oluşumlarına çok da zarar vermek istemiyoruz arkadaşlar yoksa bozduğumuz tüm o popcornlar rüyalarımıza girer :)
Artık dönelim derken Nart bir kol gördü girdi içine bir süre sonra ışığını göremez oldum sonra bir de duydum ki tee yarığı gördüğümüz yerden çıkmış. Ben edebimle geldiğimiz yerden çıktım tabi gözüm yemedi ordan çıkmayı.  Hayalini kurduğum şey işte tam olarak buydu. Bilmem anlatabildim mi :)

Dönme zamanımız yaklaşıyor ama kimsenin çıkası yok. Bir oyana bir buyana adımlarımız sürüyor. Pınar'la bir odacığa girdik. Küçükcük, tatlı bir oluşum gördük ki içerde sarkıtlar cabası... Ama artık dönmek zamanı :( Yine içimde bir korku "Aha kayıp düşcem ve ölcem." diye diye. Dönüş yolunda Pınar pipet havuzu buldu ve tabiki kendimizi bir süre onun büyüsüne bırakıp güzel güzel deklanşöre bastık. (Konu fotoğraf çekmekse elbette ki hazırlıklıyız, Pınar led getirmiş.)

İlk indiğimiz yere çıktık. Merdivenle haşır neşir olcaz gene... Öncesinde mutlak karanlık. İçimde uyandırdığı hissin tarifi (ki yaşanmadan yine soyut kalır), hani uzay filmlerinde boşlukta asılı kalmış bir astronot vardır öylece süzülür, hah işte tam olarak öyle. İçimde bir güven var tabi, eğitimlerde güzel güzel çıkmışım e inerken de zorlanmadım, çıkarım yahu diyorum. Dediğim gibi olmadı tabiki... Bizden önceki ekip çıkarken küfreden olmuştu, ne kadar haklılarmış! Ve eğitimlere gelin arkadaşlar, eğitimler önemli, onlar kıymetlimiz :) Neyse ki çıktım, huh yine derin bir nefes. Ellerim titriyor bir miktar, muhtemelen orda Pınar beklemese kendimi bırakıp edebimle düşerdim. Dünya tatlısı artçıma yıldızlar kadar çok teşekkür ediyorum. Ve tabi gerek inerken gerek çıkarken gerek içerde tüm yönlendirmeleri için çok sevgili öncüme de.  Herkes çıktı, emniyetler çıkarıldı ve mağaradan çıkmaya hazırız. Birkaç kişi karşılama komitesi kurmuş bizi bekliyordu, hep beraber çıkışa doğru yola koyulduk ve çıkışa yaklaştıkça  yemek kokuları gelmeye başlıyor... Kaç kişi gelmiştik faaliyete bilmiyorum ama yüzde çoğunluğu tesisteydi, karşılama komitesi iki :) Öğrendik ki yemekleri tesisin mutfağını kullanarak yapmışlar, orda mı yesek kampta mı yesek derken kampta yiyelim dedik. E tabi üstümüz başımız çamur, yanaklarımızda yarasa kakası (ohh çok şifalı çook)...
Sonrası ateş başında enfes yemekler. Eli değen herkese yıldızlar kadar teşekkürler. Son ekip gelene kadar biraz uyumalı ama... Uyudum, uyandım ve sonundaa ateş başı muhabbeti anlarsınız ya :) Çok sohbetli, çok gülücüklü, huzur dolu bir gecenin daha ilk ışıklarına şahitlik ettik. Muhteşem bir kahvaltı yaptık; Pınar'a kaşarlı mantarları için, Nart'a  her şeyden bir parça menemeni için çok teşekkür ediyorum. Toparlanmaya başladık derken...
Vaktin nasıl geçtiğini anlamaksızın bir bakmışız yola koyulmuşuz. Uykuyla uyanıklık arası tatlı bir yolculuğun ardından Ankaramıza döndük.



Kim olduğumun ve yarın olmak istediğim kişinin parçalarından birkaçını buldum ben bu mağarada, bu insanların arasında. Bu insanlar ki sayamadığım kadar iyi ki dedirtti bana. Hülasa bir mağarada güzelleşir hayatlar ve bir kuş misali hızla çarpar kalpler :)
Rumeysa Toper

22 Aralık 2017 Cuma

Siyah Beyaz

        Özgürlük belki de bir yağmur damlasında saklıydı. Bir çiçek tohumunda belki ya da bir atın sağrısında gizli. Korkularımızın arkasına saklanmış ve bizimle ağır ağır gelirdi. Ömür boyu yanı başımızda sessiz sakin bir çığlık gibi yarenlik ederdi. Çaydan aldığın yudumdaydı o ve bir çocuğun gülümseyişinde. Bir annenin merhameti, bir babanın güveniydi. Sağlam dururdu ve kırılmazdı ama eğilir, bükülürdü.
        Ellerin, kolların bağlanmış olsa bile o fiziksel değildi. Zamana ve mekana indirgenemezdi. Ölüm bir son olsa bile onun için bir başlangıçtı. Yerin metrelerce altında bir mağara duvarıydı, mutlak karanlıktı. Aydınlığı her zaman göremezsin ama karanlık hep senin yanındadır. Bundandır galiba ta en küçüğümüzden en büyüğümüze karanlıktan korkmamız ve bu yüzdendir ki korkularımız kadar özgür olmamız... Sarıp sarmalayınca bizleri o en kuytuda kalmış korkumuz, işte tam da o anda özgürüzdür. Doğana karşı bir direniştir, üstünde tonlarca kaya olmasına rağmen nefes almaya devam etmektir. Bir düşüşte yüzlerce kez çıkmaktır. Bir geçiştir o an insan için çünkü böyle anlarda evrende küçücük bir parça olduğunu anlar. Yeryüzüne çıktığında ise tekrar girmek isteyişi bu sebeptendir. O tek bir "an" a dönmek ister. Özgürlüğü yudumlamıştır ve onun için artık eskiye dönüş yoktur. Eskisi kadar korkutamaz ölüm onu çünkü bilir ki en fazlası odur. En fazlasına kadar özgür olmak ister insan en temel içgüdüsüne, hayatta kalmaya inat. Ve bu inattır ki bir mağaracıyı yaşatan. Ve bu inattır ki beni, seni ve onu tekrar ve tekrar o karanlık deliğe sokmak isteyen. Hayatta her siyaha, bir beyaz geliyorsa eğer benim siyahım şehir, mağaraysa beyazımdır. Çünkü mutlak karanlıktan, özgürlükten sonra gördüğün tek renk, o küçücük anda saklanmış beyazdır...
~romajibastardo~ Aytaç Zaimoğlu
Görüntünün olası içeriği: gece, bitki, açık hava, doğa ve su

15 Haziran 2017 Perşembe

TİLKİLER MAĞARASI ANISI

    TİLKİLER MAĞARASI ANISI


  

    Türü: Yatay Mağara
   Rakım: 150 metre
   Derinlik: -159 metre
   Uzunluk: 6650 metre
   Bölge: Akdeniz
   İl: Antalya
   İlçe: Manavgat
   Köy: Tilkiler
   Faaliyet Tarihi: 5-10 Haziran 2017
   Anıyı Yazan: Pınar Şahin
   Faaliyet Sorumluları: Pınar Şahin, Ercan Şahin ve Baran Saldanlı
   Mağarayla İlgili Bilgiler:
http://www.tayproject.org/Magara.fm$Retrieve?MagaraNo=12019&html=cave_detail_t.html&layout=web


Yine bir demir almak günü gelmişti zamandan. Bizimle ilk kez yolculuk yapacak olan Süleyman abimizin biz gerçek anlamdaki demirleri- testere, güğüm, tüp, tencere- alırkenki yüz şekilleri görülmeye değerdi; çünkü çocuklar konforlu yolculuk etsin diye kapmış deri koltuklu gıcır otobüsü gelmişti. Mağaracı konfordan ne anlar :) Yerleşme çabası bir yandan, arkamızdan hüngür hüngür ağlayan Ankara bir yandan zorlukla yerleştik bu yolculukta başına neler geleceğini bilmeyen aracımıza. 05.06. 2017 günü saat 18.30 da hareket ettiğimizde araçta Şükrü'yü köprüde attığımızı saymazsak tam 12 mağaracı ve ilerleyen saatlerde mağaradan nefret edecek olan Süleyman abimizle birlikte 13 kişi vardı Bendeniz Nartjan, Baran, Melike, Töre, Pelin, Ercan, Gürhan, Pınar( Halil Abi), Burhan, Vişne, Kuzu... Bomba ekip, çok patlamalı... Ankara hüngür hüngür ağlayadursun biz "sen ağlarsın, biz gideriz" modunda yola çıkmış olmanın verdiği mutlulukla "Vallahi gidiyoruz " naraları atlamaya başlamıştık bile. Gölbaşı'nda alışveriş için 40 dakikalık verdiğimiz moladan 20. 00 gibi kurtulup tekrar yola koyulduk. Yol... Yolsuz... Yolsuzluk... Fena... Viraj... Korku... Tedirginlik... Google Maps... Köy yolu... TÖVBE... 

Görsel olarak baktığında bile bir hastanın son düzensiz kalp atışlarını andıran sadece bakarken eğlenceli içine girdikçe Allah inancını yükselten bir yoldu kendileri. Km hesabını 1100 km verdiğimiz için ekstra gezintide bıdı bıdı olmasın diye en kısa yolu bulmaya çalışırken sanıyorum, hatta eminim ki, babayı buldum. Uzun süredir kullanılmayan hissi veren, eşek bile sürülmeye korkulan, bir kaza yapsak nerede olduğumuz bulunmayacak, sadece köyleri birbirine ince bir ip gibi bağlayan, iki aracın karşılaşınca birinin asfalta kadar angarya çıkması gereken- ki imkansız- haritadan silinmesi gereken bir yoldu. Haritadan silinmesi gereken bir yoldu... Haritadan silinmesi gereken bir yoldu... Ben hiçbir yerde görmemiştim ki haritada kalan km 32 desin kalan süre 95 dakika... Anlatabiliyor muyum? Melike'nin uyuyup uyanıp gelmedik mi demesi, Ercan'ın hiç uyanmaması ve Baran ve ben dışında diğer herkesin, bu korkunç geceyi uykuda geçirmeleri onlar için harika benim içinse tırnaklarımı sıkmaktan deldiğim avucumun adına kötü bir deneyimdi.

Sonunda sahur saati nihayet Tilkiler Köyü'ne vardığımızda ışığı yanan bir köy evine adres soralım derken az daha polisle merhabalaşıyorduk. Nereden bilelim bula bula akılca biraz zayıf ve yalnız yaşayan bir kadını bulduğumuzu. Polis lafını duyunca kaçarak uzaklaştık ve çektiğimiz yolu sağ salim geldiğimiz için şükretmemizi isteyen Tanrı yolumuzu camiye çıkardı. Tabii ki şükrettik. Bekledik cemaatten birine sorarız diye ama ya camide cemaat yoktu ya da konu çok derindi. Çıkan olmayınca Muhtar Ali amcayı aramak durumunda kaldım.  Tabii o da o kadının durumunu anlatıp bize mağarayı tarif etti. Tarif edilen ikinci köprünün ayağındaki zeytin bahçesini ve karşısında dere yatağının yanındaki mağarayı da bulunca kampı attık oradaki bizim için hazırlanmış gibi görünen alana. Bizim için hazırlanan yer olmadığını öğrenmemize henüz saatler var. İlk ekibi saat 10.30 da sokma kararı alıp 3 saat de olsa uyumak için çadırlarımıza çekildik. Avuç içlerimin ağrısıyla 10.00da kahvaltı için uyanmak üzere ben de uyudum. 

Sabah kahvaltı telaşından sonra Nart, Melike, Vişne, Gürhan ve Kuzu'dan oluşan ekibin yolcu etmek üzere mağara girişine birlikte yürüdük. Kamp alanına 100 metre var yok. Mağara ağzına geldiğimizde bir şeylerin ters gittiği gibi bir hava dolaştı. Mağara fotoğraflarını görenler buraya hiç benzemediğini söyleyince Akümak'tan birilerine ulaşıp bilgi almak istedik. Yiğit İbrahim ve Hüseyin'e teşekkürlerimizi iletmemek olmaz ki çok ilgilendiler. Fotoğrafları onlara atınca 'çok yanlış gelmişsiniz' cümlesini duyar gibi oldum. Bizim kamp alanımız da mağaramız da bizim kamp alanından 1 kilometre kadar köy tarafında kalmıştı.  Emre'nin (itümak) attığı konumla mağara alanına gidip 8 kişi dağılıp aramaya başladık. Kuzu ve Melike bu seferki hazinenin sahibi olma şansına erişip bizimle paylaştılar çığlıkları eşliğinde. 10.30daki ekip 13.45 sarkmıştı ama yorgunluk dışında hiçbir gerginlik yoktu.


Bu arada onur konuğumuz Murat'ım Çopur'um bir saat içinde oradayım diye aradı ve yaklaşık saat 14.30 gibi kamp alanında motorunun hırıltısını duydum. Minik minik yaptığımız mağara muhabbetlerinden ya heves gösterdi ya da içindeki var olan heves canlandı bilmiyorum ama geldiğine herkesin en az benim kadar sevinmiş olmasına çok mutluyum. Tatlı bir üç gün geçirdik hep beraber. Buradan hemen mağaraya bağlayalım. Ekibi beklerken baraja kaçan gerçekten 'Kaçık' arkadaşlarımıza doğru bir yürüyüş yapalım dedik. Asla yürüme mesafesinde olmayan-en azından o sıcakta-  yaklaşık 8 kilometre gibi bir yol tepip baraja giren Töre, Burak, Pınar, Ercan dönüşe geçmişlerdi.


Yolda karşılaşıp kampa -benim için de çantamı unutacağım- Yaylaalan okul servisi ile döndük ve ben çok geçmeden ayıkınca Murat sağ olsun motoruyla bir kaç kilometre sonra servisi yakalayıp çantamla geri döndük. Çok sıcaktı ama ne yapayım :) Leyla gibi. Bu arada Sayın Diker de bize evinden 20 kilometre uzakta olduğumuz için orada katıldı sabah 6 sularında tatlış ailesiyle, şeref verdi. Ekibi beklemeye başladık.  Hesabımızca 7.30 gibi yemeklerini hazırlarız derken ekip 5 gibi ufukta göründü. Sırtlarında geri getirdikleri bot ve hurçlara dikkat etmeden nasıldı diye heyecanla etraflarını sardık ama maalesef suni tünelden asıl mağaramıza geçisteki 5 metre kadar olan tırmanış başarılı olmadığından onlar da civarda kendilerini tatmin edecek mağara aramış, minik minik bir iki tane gezip geri dönmüşlerdi. Biz de en azından gelmişken görelim diye 8 kişilik bir ekiple (bize yine kamp alanında uzunca bir yol yürüyüp otostop çekerek katılan Akümak'tan İbrahim de aramızdaydı (sonra faydasına ayrıca değineceğiz)) bir kilometrelik yola düştük.

Gerçekten çok aksiyonlu, ayakta yürümekten yorulduğumuz Bolu dağı tüneli misali bir mağaraydı. İbrahim'in işte buradan devam ediyor yol diye gösterdiği tırmanış yerinde herhangi bir ize rastlamadık (Olay yeri inceleme) ve ipsiz bile çıkılabilecek kanısındaydık. Lakin tam altındaki 60 metre dikeyi görene kadar 5 metre tırmanış 65 metre düşüş. O suni mağarada tatsız yaptığımız mutlak sessizlik ve mutlak karanlıkta kafaları kurcalayan bir şey vardı. Acaba doğru yerde mi uğraşmışlardı? Kampa döndüğümüzde ateş başındakiler ile minik bir tartışma sonunda yanlış noktada yol aramış olma ihtimallerini düşünüp- herkesin içinde sabah denize gitme hayali varken, birinci görevimizin ve orda bulunma sebebimizin mağara olduğunu hatırlayıp- Nart ile verdiğimiz ortak kararla bir kez daha yüklenip mağaraya gitme kararı aldık. Sabah bir kez daha yılmadan bir ekip bu kez İbrahim'in de eşliğiyle mağara yolunu tuttu. Süleyman ağabeyimize de dağ havası iyi gelmişti bizi malzemelerle mağara alanına bırakıp geldi. Tekrar kampa beklediğimiz kadar geç dönmeyen ekip, güzel haberlerle döndü. İlk göleti geçmiş- ki çizme ile geçilen bir yermiş Normalde- 2. gölete kadar ilerleyip dönmüşlerdi. Mağaraya girme hevesi sıcak yüzünden düşen geri kalan ekip bu haberle kendini toplayıp hızlıca mağaranın yolunu tuttuk. Murat ve Töreye Kuzu tarafından hızlandırılmış kursla ipte güvenlik amaçlı kuşatılıp tırmanmaları sağlandı. Murat yıllardır yapıyor gibi herkesi şaşırtacak derecede uyum sağladı. Oldukça kaygan zemin suyun çok da eski bir zamanda orayı terk etmiş olmadığını ispatlar gibiydi. Kaygan zemin ve kopan taşlar riskli ama kazasız bir tur yapmamıza izin verdi.


Diğer ekipte "taaaşş" narasını izleyen 3 arkadaşımız hala hayatta :) Denenilse devam edilecek bir mağaraydı ama bazen çok zorlamamak gerek. Kampa döndüğümüzde yine gizliden herkesin aklında "çok şükür bir şey olmadı" düşüncesi sayesinde canlı kalan bir heves olduğuna eminim.




Harika bir patlıcan yemeği arkasından paraları toplayıp Murat ve motoru sponsorluğunda 15 kilometre mesafede satış yapan bir yer bulup nevalelerle geri döndük. Çok uzun sürmeyen tatlı bir ateş başı ile Tilkiler köyü kampımızı sabah en geç 10.30 da toplamış olmak üzere anlaşıp uyuduk ve nitekim sabah da öyle oldu. 10.30 da teker döndü. İbrahim'le asfalt yola çıkınca vedalaşıp yolumuza Manavgat merkeze doğru devam ettik. Yaklaşık iki buçuk saat bankamatik yemek gibi işlemleri halledip akşam yine bize katılma şartı ile Burak'ı orda bırakıp benim Ankara'dayken konuşup sıcak bulduğum İsmail abinin camping alanına doğru sürdük arabamızı. Side 3 kilometre bizim alan 15 kilometre idi ama şansımı denemek istedim ve "iyi ki" diyeceğim bir alan çıktı karşıma. Kamp alanının üzeri gölgelikli, mutfağın hemen yanında merdivenlerden inince 50 adım sonra denize girebileceğimiz, resmen bizi ayrılmış koca bir sahil, mis gibi bir deniz, voleybol sahası, şezlonglar... Şansımız yaver gitmişti ve her köşesinde ayrı bir güzellik olan Mavi Cennet Camping de yolumuz düşmüştü. Birkaçımız çadırları kurarken birkaçımız denize girmişti bile.



Deniz acıktırır diye hemen bir yemek hazırlığına başladık. Resmen çocuklarıyla yazlığa gelmiş anne gibiydim. Melike de aşağı kalmadı, Pınar da. Çocukları kremleyip denize yolluyorlar; ben de yemeği yapıyordum. Murat bizimle bir gün daha konaklayıp gitti son akşam yemeğimiz de başarısız bir karaoke denedik. Onda başarısızdık ama mükellef bir sofra etrafında toparlanmakta çok başarılıydık. Mangalımızı yaktık, (mangal konusunda alkış Vişne ve Töreye gidiyor) salata eşliğinde İsmail abi ve eşinin de katılımıyla çok keyifli, kolayla kafa bulduğumuz bir geceydi. Noktayı da Birik'imin yaptığı pastalarımızla süsledik. Yemekten sonra sahile gelen karette karettaları duyunca bir heyecan indik sahile. Onları bulamadık ama ay ışığını bırakıp tekrar çıkamadık da. Üşüyerek saat ikiye kadar bir kısmımız sahilde bir kısmımız çadır yanlarında son gece uyumadan geçirme çabasındaydık. Gaza gelip denize atladığımı duş alırken fark ettim :) Uyuduğumuzda (ki uyurken gördüğüm en güzel manzaraydı, en güzel geceydi)bu kez de gideceğimiz için deniz kudurmuş gibiydi. Sabah bir gireriz dediğimiz deniz "gideceksen durma" diyordu resmen. İzin vermedi dalgalar. Toplanırken ağır ağır hareketler bizi ele veriyordu. Kimsenin gidesi yoktu.



Elimizde ne kaldıysa katarak yaptığı harika melemeni ile kahvaltıya renk katan Nart'a da teşekkürlerimizi sunuyoruz. İlk kez kahvaltıda tavuk yedim, güzelmiş. Kimsenin yemek yoktu diye sızlamadığı, hep ben şunu yaptım demediği, sürekli gülümsediğimiz, benim arada bir gereksiz yere yükselmelerimi affedersiniz harika bir kamptı. Kontrollü olma hastalığımı sizinle atlatmak niyetindeyim. İlk teşekkürümü davetimi kırmayıp bize katılan Çopur'uma, sonra kendisini aşıp çadırında çok az zaman geçirerek kamp boyunca aktif olan Baran'a, katılarak bizi mutlu eden ve yol yakınken mağarada doğru yolu bulmamızı sağlayan ve kendi kurallarını asla çiğnemeyerek bir kez daha saygımızı kazanan Akümak İbrahim'e, çocuklarımızın yanmasına müsaade etmeyen Melike ve Pınar'a (ayrıca fotoğraflar için), vişne sularına idareli kullandığı için Vişne'ye, eğitim ve rehabilite destekleri için Kuzu'ya, kampımızın minik sevgi pıtırcıkları Pelin ve Nart'a, odun konusunda başta Tanrı olmak üzere Ercan ve Gürhan a ve kaprislerimi çeken Burhan'a teşekkür ediyorum.


Dönüş yolunda asla harita açmadım, açmam bundan sonra. Konya'da tabii ki verdik molamızı. Dönerken Süleyman abi bizim için kadrolu şoför mertebesine ulaşmış gibiydi. Artık bir Töre ve Baran hayranı. E tabii onlar da Süleyman abi hayranı. Töre'nin lafıdır "abi ben çok sevdim bu abiyi kavgaya gidelim dese gidilir". Artık Süleyman abi candır.  Kısacası her şeyiyle, aksilikleri ile bile, sizinle harika bir kamp oldu. Kişiliklerinize sağlık. İyi ki varız be :) Hadi yine gidelim. Yarım kalmış ilişkilerim arasına Mencilis’ten sonra burayı da yazıyorum. Yine geleceğim Tilkiler, bu sefer uzun yoldan... (bu arada Nart'ların tırmandığı düz duvarın nereye gittiğini de merak etmiyor değilim:))








26 Ocak 2017 Perşembe

Hacettepe Üniversitesi
Mağara Araştırma Topluluğu

HÜMAK



Kazaya Ramak Kalma Raporu

Kilise Düdeni Mağarası
ANTALYA







Ocak 2017
Tarih: 23 Ocak 2017
Yer: Kilise Düdeni Mağarası – Antalya
Olay: Mağara girişindeki ipin çalınması
 

Yapılan Etkinlik Hakkında Bilgi

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu (HÜMAK) 20-24 Ocak 2017 tarihleri arasında Tabaklar 1-2 ve Kilise Düdeni Mağaralarını kapsayan bir eğitim faaliyeti düzenlemiştir. Faaliyete Ankara’dan 25 kişi katılmıştır. Ek olarak Antalya’dan 2 AKÜMAK üyesi misafir olarak ekibe dahil olmuştur. Faaliyet kapsamında önce Tabaklar 1-2 mağaralarına girilmiş ve ardından 22 Ocak 2017 tarihinde kamp Kilise Düdeni girişine yakın bölgeye taşınmıştır. Kamp yeri mağara girişine 200 metrelik bir uzaklığa yol kenarına kurulmuştur.
Kilise Düdeni mağarası yaklaşık 100 metre derinliğe sahiptir ve 8 metrelik bir inişle başlamaktadır. Mağara içinde 25 ve 60 metrelik iki farklı iniş daha yer almaktadır.  Mağaraya hattın döşenmesi 22 Ocak Pazartesi günü tamamlanmış ve gece boyu ekipler mağaraya girmeye devam etmiştir. Mağaranın girişinde bulunan 8 metrelik iniş için daha kısa bir ip bulunmamasından dolayı 45 metrelik bir iple döşeme yapılmıştır. İlk istasyon mağara ağzında bulunan kayadan doğal emniyet olarak perlonla alınmıştır. Ardından mağara girişindeki bir başka kayadan doğal emniyet alınarak ikinci istasyon oluşturulmuştur. Bu iki istasyon arasında 1-2 metrelik dikey fark bulunmaktadır. İlk istasyondan emniyet almadan ikincisine geçmek tehlike arz etmektedir.

Olay İle İlgili Bilgi

İlk 3 ekibin mağara giriş çıkışlarının tamamlanmasının ardından 23 Ocak Salı günü 4 kişiden oluşan 4. Ekip saat 11:00 civarında mağaraya giriş yapmıştır. Ekipte yer alan 2 kişinin daha önce dikey mağara deneyimi bulunmamaktadır. Diğer 2 kişi ise yeterli eğitim ve deneyime sahiptir. Toplama amacıyla mağaraya girecek bir sonraki ekibin saat 16:00’da 4. Ekip henüz mağaradayken mağaraya giriş yapması planlanmıştır.
Toplama ekibi mağara girişine geldiğinde ilk istasyon için ipin yerinde olmadığı görülmüştür. Doğal emniyet için kullanılan perlon ise düğümü çözülmemiş şekilde bağlandığı kayada durmaktadır. Ekip lideri,  8 metrelik iniş için hat kurulmaktan vazgeçildiğini ya da herhangi bir nedenle içerideki ekibin bu ipi aldığını düşünmüş ve ekibin serbest iniş ile mağaraya girmeyi denemesine karar vermiştir. Kayadaki sabit perlondan tutunarak emniyet alınmış ve sorun yaşamadan iniş gerçekleştirilmiştir. İki ekip mağara içerisinde karşılaşıp konuştuklarında girişteki 45 metrelik iple ilgili bir sıkıntı olduğu ortaya çıkmıştır. 4. Ekipten bir kişinin serbest tırmanma ile mağaradan çıkması ve kamp yerine gelmesi neticesinde mağara girişindeki ipin ve 2 adet karabinanın çalındığı anlaşılmıştır. Kampta bulunan yedek ip vasıtasıyla mağara girişine yeniden döşeme yapılmış ve ekiplerin mağaradan güvenli bir şekilde çıkması sağlanmıştır.
Olay 4. Ekibin mağara girmesi ile toplama ekibinin mağara girişine gitmesi arasındaki 5 saatlik süre içinde gerçekleşmiştir. Bu süre zarfında, önceki gece mağaraya giren ekipler olması nedeniyle kampta çok fazla uyanık kişi bulunmamaktaydı. Yine aynı süre zarfında ve aynı nedenlerden dolayı mağara girişinde ekipten herhangi bir kişi tedbir amaçlı olarak bekletilmemiştir. Ayrıca mağara girişinin kamp yerine yakın olması sebebiyle böyle bir tedbire ihtiyaç duyulmamıştır. Söz konusu zaman diliminde mağara girişinin olduğu ormanlık araziye giden herhangi bir yabancı dikkati çekmemiştir.

Olay Sonrası Hakkında Bilgi

Olayın fark edilmesinin ardından Jandarmaya haber verildi ancak bölgenin güvenliğinden polis sorumlu olduğu için kamp yerine polis ekibi geldi. Güvenlik güçlerine haber verilmesinin temel gerekçesi ipin ve ipi çalan kişinin bulunmasından ziyade yapılacak soruşturmanın bölge halkı için caydırıcı olmasıydı. Polis ekiplerinin ilk sorusu girişte güvenlik kamerası olup olmadığı şeklindeydi. Ayrıca olay yerinden parmak izi alıp alınamayacağını sorguladılar ancak olay yeri uzmanlarıyla yaptıkları görüşmeler sonucunda bunun mümkün olmayacağına karar verdiler. Olayı dinledikten sonra vardıkları sonuç ise bunu %90 ihtimalle içimizden birilerinin yaptığıydı, çünkü içimizde muhalifler olabilirdi. Bu esnada tüm ekibin ifadesinin alınması gibi bir durum söz konusu oldu ancak buna gerek olmadığı konusunda polis ekipleri ikna edildi. Bu olayın mağara içinde bulunan ekibin hayatını tehlikeye atmış olduğunu ve cana kast durumunun göz önünde bulundurulması gerektiğini anlattık.  Önlem almamız ve dikkat etmemiz gerektiğine dair bolca tavsiye dinledik. Şikâyetçi olmak istiyorsak emniyet müdürlüğüne gitmemiz gerektiği söylendi ve ekipten iki kişi şikâyet dilekçesi için ilçe emniyet müdürlüğüne gidip ifade verdi.

Olaya Dair Çıkarımlar ve Öneriler

1-    Mağara girişinin 8 metre oluşu, serbest iniş ile mağaraya girilebiliyor ve aynı şekilde çıkılabiliyor olması ve kamp yerinde yedek ip/malzeme bulunması sayesinde yaşanan olay herhangi bir ciddi sıkıntıya yol açmamıştır. Ancak aksi durumlarda çok daha büyük sorunların yaşanması söz konusu olabilirdi.
2-    Bu olayın muhtemelen çevredeki çoban veya defineciler tarafından yapıldığı düşünülmektedir. İpi çalan kişiler mağara girişindeki ikinci istasyona kadar olan 1-2 metrelik mesafedeki tehlikeyi de göze alıp buradaki istasyonu da çözmüştür. Mağara girişi yol kenarında ya da tesadüfen yanında geçildiğinde fark edilecek nitelikte değildir. Dolayısıyla o mağarayı bilen ve mağarayla ilgili iyi kötü tecrübesi olan birilerinin bu suçu gerçekleştirmiş olması daha mümkün görünmektedir.
3-    Bu gibi olayların yaşanmaması adına mağara girişinde nöbetçi bırakılması bir tedbir olarak düşünülebilir ancak lojistik açıdan bu her zaman ve her durumda mümkün olmayabilir. Mağara girişinde bekleyecek kişilerin güvenliği ve ihtiyaçlarının karşılanması da ayrıca düşünülmelidir.
4-    Kampın mağara girişine daha yakın bir yere kurulması bir başka tedbir olarak düşünülebilir ancak bu da her zaman mümkün olmayacaktır. Kilise Düdeni mağarası özelinde düşünecek olursak yolun sol tarafında mağara girişine biraz daha yakın olacak şekilde bir düzlüğün olduğu sonradan fark edilmiştir. Yine de mağara girişinin ormanlık alan içinde yer alıyor olmasından dolayı bu kamp yerinin de kesin bir tedbir olacağını söylemek zordur.
5-    Yaşanan olayda olduğu gibi girişteki ipin yukarıdan çekilememesi için iniş yapıldıktan sonra mağara zemininde mümkünse doğal emniyetle ipin sabitlenmesi en akılcı tedbir olarak düşünülmekte ve bundan sonraki etkinlikler için bunun standart bir uygulama haline getirilmesi önerilmektedir.
6-    Kampta yedek ip ve malzeme bırakılmasının önemi bir kez daha tecrübeyle test edilmiş ve onaylanmıştır. Ne olursa olsun bunun aksi bir uygulama düşünülmemelidir.
7-    Yerleşim yerlerine yakın ve bölgeden geçen insan/araba sayısının fazla olduğu yerlerde bu ve benzeri olaylar açısından daha dikkatli olunmalı ve mümkünse fazladan önlem alınmalıdır.
8-    Kamp için gidilen bölgede güvenlikten sorumlu kolluk kuvvetlerinin polis olması durumu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Jandarma ile olan iletişimden biraz daha faklı bir iletişim söz konusu oluyor. Biz olaya jandarma ekiplerinin müdahale edeceğini düşünüyorduk ve beklentimiz bölge halkıyla konuşulup bunun basit bir hırsızlık olmadığının anlatılmasıydı. Mağara içerisindeki ekibin hayatının tehlikeye atıldığının bilinmesi olayın tekrarlanma ihtimalini düşüreceği varsayımıyla hareket etmiştik. Ancak polis ekiplerinin yaklaşımı şehir içinde yaşanan ve genelde failinin araştırılmadığı bir adi suç şeklinde oldu. Bildiğimiz kadarıyla bölgeden hiç kimseyle konuşulmadı.
9-    Bu ve benzeri olaylar hem tedbir amacıyla diğer mağara ekipleriyle paylaşılmalı hem de gidilen bölgede yaşayan insanlara aktarılmalıdır. Muhtemelen ipi ve karabinaları çalan kişi cana kasıt ihtimalini hiç düşünmemişti ve umuyoruzki bunu bilseydi yapmazdı.

11 Aralık 2016 Pazar

Çokrağan

                                     
                                            Çokrağan Mağarası Ortak Faaliyet Anısı




    Türü: Yatay Mağara
    Rakım: ?
    Derinlik: -38 metre
    Uzunluk: 2050 metre
    Bölge: Ege
    İl: Uşak
    İlçe: Banaz
    Köy: Y. Karacahisar
    Mağarayla İlgili Bilgiler: http://www.tayproject.org/Magara.fm$Retrieve?MagaraNo=10497&html=cave_detail_t.html&layout=web
    Faaliyet Tarihi: 2-4 Aralık 2016
    Anıyı Yazan: Pınar Şahin




   Planlandığı üzere 2 Aralık Cuma akşam saat 19'da demir aldık jeolojinin önünden, 25 mağaracı ve 1 şirin şoför abimiz ile birlikte. Hemen 15 dakika sonra ilk molamızı verdiğimiz çağdaş markette içki reyonu önünden geçen ciğerci kedileri görmek mümkündü ama herkesin ev sahibi kulübe saygısı olduğundan mızmızlanmadan çikolata gofret ve bilimum alkolsüz her bir şeyle otobüsümüze döndük ve sadece bir kez daha vereceğimiz molayla bitireceğimiz yolculuğumuza başladık.

Tabii ki ankara havaları ile başlayıp, twerk,mezdeke ve benzeri müziklerden sonra roman havasıyla bitirdiğimiz bir yolculuk oldu. Kısacası her tür havayı  çalıp her tür havaya girdik. Tolu'nun  mezdekemsi hareketlerini görmek tuhaf bir şekilde hepimizi gülümsetti. Şoförümüz şirin abi sucuksuz olmaz dedi ama biz molayı birkaç kişiyle sucuksuz geçirdik McDonald's sağolsun. Tekrar teker döndüğünde Afyon'da saat 00.06 idi.
Bu kez biraz uykulu biraz yorgun ve çokça tok devam ettik yola. Hayalimiz gelecek gruplardan en uzaktaki olduğumuz için diğerlerinin gelmiş olduğu ve beklendiği üzere bize ev sahipliği yapacağı ve ateşi çoktan yakmış olmalarıydı. Bu hayalimizi iki saat sonra son bulacaktı. Saat 01.57'yi gösterdiğinde kamp alanına vardığımızda sevineceğimiz tek şey istediğimiz yere çadır kurabilecek olmamızdı. Çünkü çokraganlı inler ve de uşaklı cinler iki kale maç yapıyordu. Düşünmeden yükleri indirmeye başladık. Ve şu an hasta olmamamı sağlayan o sıcacık montu vererek hayatımı kurtaran Sayın Baho başkana teşekkürü borç bilirim.
Nitekim 02.01 de tepemizden kar inmeye başlamıştı.Gecenin müthiş siyahlığını bozmaya kar, müthiş sessizliğini bozmaya da biz yeminli gibiydik. Ortada kazikcilar dolasiyordu tellal gibi.Herkes yerini aldı. Sadi  ve Baran yine kampın en uzak yerlerinde inzivaya çekilmek için yerlerini almışlardı. Bizde yine sırtımız onlara yasladık. Bir yandan yemek çadırı telaşına bir yandan da ateş yakma çabasına girildi. Müthiş bir hızla yine köyümüzü kurduk. Bu kez yemek çadırı ile birlikte 10 çadırlı bir köy olduk.Kimi uyumayı kimi ateş başını tercih etti. Sabah fermuarlarımızı açtığımızda bembeyaz bir manzara karşıladı bizi. Telaşlar 8:30 gibi başladı.Bir yandan kahvaltı bir yandan ilk ekip hazırlıkları. Hızlıca sandviçlerimizi hazırladık ve gidecek ekip öncelikli olmak üzere herkesin ilk enerjisini vermiş olduk. Ilk ekibin 09.50de hareketiyle herkeste tatlı bir sabırsızlık başladı. Bu arada hala ortak hiçbir şey yoktu görünürde. ilk grubu yollarken gördüğünüz birkaç farklı yüz dışında kendi içimizde yaptığımız kamp dışında bir şey yoktu ortada. Ilk ekip için 18.16 ya kadar hem ilk düşüncelerini almak hem de sağ salim dönduklerini görmek için sabırsızdık. O koca günü karanlıkta bir şeyler keşfederek geçirmişlerdi ve mutluydular. Bu arada köyde tuttukları 3 farklı evde olan kulüptaşlarımızla misafircilik oynamaya başladık. Bizim kadar iyi ev sahibi olmadıkları aşikârdı ve mutlu yuvamıza döndük hemen.21.00 ekibinde kayıtlı olmama rağmen sevgili ortak faaliyet dostlarımız sobalarının başından zor ayrıldıkları için 22.45 de mağaraya giriş yaptık. Ekibimiz harikaydı.  Çünkü liderimizin damarlarında HUMAK kanı vardı. Son gece ekibi kahvaltı zamanı geldiğinde Sado ve Ahmet'in kahvaltı pizzası,sandviçler, soslu sosis ve sıcak çay onları bekliyordu. Hep birlikte kahvaltı yapalım diye Ezanlar ve marşlara rağmen Egemen, Burak ve Murat Can'dan ses çıkmayınca biz de kahvaltımızı yaptık. Kampı 11.00 gibi toplamaya başladık.Biz hiç uyumadığımız için çadırımızı toplayıp 2-3 kişi komşu mağaracıların yanına indik ama hepsi hâlâ derin uykudaydı. Bir saat kadar sonra kampımız toplanıp Köy meydanına geldi ve ilk ortak şeyi sonunda gördük ORTAK veda. En samimi Arda ve Gamze'yle sarılmalarımızdan sonra herkesle vedalaşıp otobüsün yolunu tuttuk. Dönerken yine her zamanki gibi herkes yarı baygın açtığı her şeyi dönderme derdindeydi. Uyuyanlar, dedikodu yapanlar, kulak çınlatanlarla doluydu otobüs. Yola inmiş bir sisin içinde durup sigara içti müptezellerimiz. Söylentilere göre bir yerde yine mola vermişler, İskender molası, hiç haberim yok. Uyku tatlıydı. Havası soğuk,havamız sıcak dopdolu ve kendi içimizde sorunsuz harika bir kamptı. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür. (Sorunsuz derken bir tek Şükrü'müz hasta oldu ama yılmadı makarna yapmaya çalıştı. Ha bi de ilk hazır çorbasız kampımızdı ama kesinlikle son değil) :)))





 

İletişim

Bu blogda yazar olarak yer almak ve katkıda bulunmak istiyorsanız, blog yöneticileri ile iletişime geçmeniz yeterli olacaktır.



Blog Yöneticileri

HAKKINDA

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu (HÜMAK) 1988 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.

AMAÇ

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu 'nun (HÜMAK) çok yazarlı resmi ve gayrıresmi paylaşım ortamıdır.

Kafasından bareti eksik etmeyen tüm mağaracıları aramızda görmekten keyif, zevk, haz ve gurur duyarız, hoşnut kalırız..