En son gidildiği 2018 tarihinden
bu yana her sene gidilmek istenen ve birçok defa gidilmesi planlanan ancak
gidilemeyen mağara; Dağlı Kuylucu.
Ağız genişliği yaklaşık 50m.
Dikey uzunluğu, iki büyük şaftı ve tünel koluyla toplam 190m. Küre dağlarının
yüksek kesimlerinde yeni yeni oluşmaya başlamış akarsuların yeraltına dalarak
oluşturduğu bu mağaranın tavanının zamanla çökmesi sebebiyle obruk halini
aldığı düşünülüyor. Kamp alanının yakınlarındaki üç ayrı koldan beslenen akarsu
mağaraya yakın bir yerde yeraltına dalıyor ve mağaranın uzun duvarlarından
birini delerek dibinden 100m yükseklikteki büyük bir balkona dökülüyor. Düştüğü
yerde bir dev kazanı oluşturan şelale bu balkondan da aşağı kıvrılarak akıyor
ve mağaranın dibine dökülüyor.
Kastamonu’nun Şenpazar ilçesine
bağlı dağlı köyünün yakınlarındaki Dağlı Kuylucu (Kuyluç: Derelerin derin
yerleri, çukur, kuyu) Küre Dağları Milli Parkı’nın kuzeye bakan yüzünde, büyük
tepelerin arasındaki bir sırtta küçük tepelerle çevrili bir çukurun ortasında
oluşmuş bir obruk.
Yakınlardaki birkaç küçük akarsu
Dağlı Kuylucu’ya döküldüğü için bu mağaraya “suyun kaybolduğu yer” denmiştir.
Yerel efsanelerden en bilineni “kuyluç kızı” efsanesidir. Efsaneye göre
mağaranın dibinde bir kız yaşarmış, güzel sesiyle yakından geçen erkekleri
büyüleyip mağaraya çekermiş. Bizi mağaraya çeken kuyluç kızı değilse de en az
onun kadar güzel sesi ve görüntüsüyle kuylucun ta kendisi.
Bu mağara için bayram tatilini seçmek fazladan
bir gün kazandırması açısından çok mantıklıydı ancak bayram için ailesini
ziyarete gitmek isteyen mağaracıları ikilemde bırakması katılımın beklenenin
altında kalmasına sebep oldu.
Faaliyet sorumluları Murat ve
Gürhan başta olmak üzere birçok kişi hazırlık aşamasında emek verdi. Dilekçe
işleri, araç, kumanya, malzeme, döşeme planı gibi konular el birliğiyle
halledildi. Tabii ki bazıları daha fazla çalıştı. Yedek ipimiz yetmediği için
Mete’den kendi ipini istedik, matkabın şarjını doldurduk, yemekhaneden
kumanyayı aldık ve odada boş yapmaya başladık. Saat 17.00 gibi Ahmet Mete’nin
ipini aldı ve geldi. Ahmet geldikten sonra Beytepe köyü taraflarına alışverişe
gittik, 7 kişi. Saat 18’i biraz geçerken odaya geri geldik, kamp ve mağara
malzemelerini hazırlamaya başladık.
Kullanılmış ve bir süre açıkta
kalmış alüminyum battaniyenin bayat ekmek gibi dağılacağı üzerine bir tartışma
yapıldıktan sonra yemekhaneye gittik. Saat 20.00’da gelmesi planlanan araç 40
dakika kadar geç kalarak hümak saatine yabancılık çekmeyeceğini gösterdi. Aracı
yükledik ve saat dokuzu beş geçe 13,5 erkek 0,5 kadın yola çıktık. Faaliyete
katılan tek kadın Çağla’yı Çağlar abi ilan ettik fakat Çağlar abi faaliyetteki
erkekleri dişileştirebileceğini iddia etti. Olmadı…
Yol boyu şoför abi ile onlarca
konuda derin sohbetler ettik, vatan kurtardık, piyasaları alaşağı ettik. Yolda
çorbacı aradık ama bulamadık. Tuvalet ve sigara için durduğumuz benzinliklerden
aldığımız atıştırmalıklar ve yemekhane poğaçasıyla idare ettik. Molalardan
birinde Çağlar abi erkek tuvaletine girerek erkekliğini kanıtladı.
Benzinliketeki kedi ve köpeklere mide yakan poğaça verdik, çok sevdile
Nihayet Şenpazar’ı da geçtik. Haritada gözüken asfalt yol heyelanlar sebebiyle çok fazla hasar görmüş. Başta, asfalt olması gerekip toprak olan yolun girişini kaçırdık, sonra geri dönüp küçük tereddütlerle ilerledik ve asıl toprak yola kadar geldik. Bu süreçte yağmur bir yağdı bir durdu.
Saat gece üç buçuğa doğru, aracın
gidebileceği son noktaya vardık. Üç kişi, vahşi hayvanları kaçırmak için
heyolayarak kampı kuracağımız alana kadar yaklaşık 300m yürüdük. Günlerdir azar
azar yağan yağmurlardan dolayı yollar fazlasıyla çamurluydu. Kamp alanına
varınca, su olmamasını umduğumuz açıklık alanda çadır kurmamızı engelleyecek
kadar su birikintisi vardı. Çadır yerlerine, ateşin konumuna ve derenin debisine
bakıp aracın yanına geri döndük. Bir yandan aracı boşalttık bir yandan da
eşyaları kamp alanına taşıdık. Kamp alanına gelen bütün eşya iki (2) matın
üzerine yığıldı ve tabii ki bazı eşyalar koca yığının üzerinden düşüp çamur oldu.
Ne yazık ki dere bulanık
akıyordu. Ertesi gün şoför abinin yerel halktan duyup söylediğine göre yakın
zamanda bir heyelan oluş ve su bu yüzden bulanıkmış.
Tüm eşyalar taşındı, yemek çadırı
kuruldu (Malzeme çadırı olarak Ahmet’in çadırının bagajını kullandık),
poğaçalar yendi. Üç kişi (Serkan, Murat ve ben (vişne)) mağaraya giden yola
bakmaya gittik. Dönüşte telsizi düşürdük ve geri dönüp telsizi aradık. Çok
yakın olduğu ve yollar çok dar olduğu için kolayca bulduk. Kampa dönünce yatıp
uyuduk.
Mağaraya 3 ekip (döşeme, turist
ve toplama) olarak girmeye karar verildi. Bu sayede döşeme ekibi öğlene kadar
uyuyabildi. Saat 11 gibi yemek yendi 12 gibi döşeme ekibi kamptan ayrıldı.
Döşeme ekibine sıcak su, fazladan bir telsiz ve diğer birkaç isteklerini
götürmek için birkaç kişi mağara ağzına gittik. Mağara ağzında suyun sesinden
birbirimizin söylediklerini anlamak çok zorlaştı.
Boltların sağlam olmasını beklediğimizden en
fazla birkaç bolt çakmamız gerekeceğini düşündük. Boltlar düşündüğümüz gibi çıkmayınca
hem çakılmış boltları arayarak hem delik deşik duvarda bolt çakacak yer
arayarak hem de hattı kurarak çok fazla enerji harcayan döşeme ekibi mağaraya
sırayla gir çık yaptı. Döşeme ekibi çay, helva, telefon ve meyve suyu istedi,
götürüldü. Döşemeye telsizden müzik dinletildi ama Gürhan müziği biraz depresif
buldu.
Döşeme devam ederken bir ekiple,
o günü ve ertesi günün sabahını çıkaracak kadar odun topladık. Barış bu kadar
odunun tüm kamp boyunca yeteceğini iddia etti, bizi tanımıyormuş gibi. Odunları
kurutmak için ateşin etrafına dizdik. Bir yandan da Enes uygun bir ağaca hat
açtı. Barış ve Enes bu hatta biraz çalıştı.
Öğleden sonra ateşin başına
dizildiğimizde birkaçımız gidip uyumuştu bile. Enes artık uykusunun geldiğini,
uyumadan ateş başına tenteyi açmak istediğini söyledi. “Zaten bu saatten sonra
yağmur göstermiyor, tente açmaya gerek yok.” Dedim. Biraz daha ateşi seyrettim
ve başım ağrıdığı için gidip uyudum. Bir süre sonra, daha tam uykuya
dalamamışken yağmur sesleri eşliğinde uyandırıldım. Tente asmak için yardımcı
ip istediler, verdim ve geri uyudum. Tedbiri elden bırakmamak gerekiyormuş.
Yatmadan önce ekip olarak (turist
ekip) cumartesi sabah altıda uyanmaya karar vermiştik. Planladığımız gibi
altıda uyandım ve çadırlarını bilmediğim ekibimin tamamını uyandırdım. Zaten
deneyebileceğim 3 çadır vardı. Tam kahvaltı hazırlamaya başlamışken döşemenin
daha bitmediğini, giriş saatimizin ertelendiğini öğrendim. Geri yattım.
Ben daha uyuyamadan Kuzu uyandı
ve çadırdan geri çıktım. Ekipler ve döşeme planı hakkında konuşarak kahvaltı
yaptık. Turist ekibin döşeme ekibine bindirme yapmasına karar verdik. Gürhan ve
Kerem mağaraya tekrar girmemeye karar verdiler. Kuzu ve Ahmet 06.40’ta kamptan
çıkış yaptı. 07.00’da Kuzu mağaraya giriş yaptı.
Uzunca bir süre Barış’ı uyandırmaya uğraştık. Bir
yandan kahvaltımızı yaptık bir yandan da tulum krizini çözmeye çalıştık. Gürhan
ve Kerem mağaraya ikinci defa girmeyecekleri için onların tulumlarını aldık.
Ekibin tamamına bu mağaraya girmeye uygun tulum ayarladıktan sonra yavaş da
olsa hazırlanıp saat dokuz gibi biz de mağara ağzına ulaştık.
Mağara ağzında, kısa bir süre,
döşeme ekibinin telsizden mağaraya girebilirsiniz demesini bekledik. Elimizde
olan sebeplerden dolayı yavaş hazırlandığımız için mağara ağzında çok
beklemedik. Döşeme ekibine bindirme yaptığımız için mağaraya altı kişi girmiş
gibi olduk. Kendi ekibimde üçüncü, döşeme ekibiyle birlikte sayarsak beşinci
olarak mağaraya girdim.
Ekibimden 2 kişinin ilk dikey
mağarası olduğu için biraz yavaş ilerledik ve mağarayı seyredecek bolca vaktim
oldu. Bana kalsa 3 saat daha durur izlerdim. İlk iki istasyondan aşağısı
görünmüyor. Üçüncü istasyona geldiğimde şelalesiyle, yeşiliyle, yükselen
sisiyle hafızamın “en güzeller” kısmına yeniden yerleşti. Heyelandan dolayı
bulanık akan suyun gri rengine rağmen.
Mağaranın yüksekliği ilk girdiğim
zamanki kadar etkileyici gelmedi, açıkçası yıllarca güzelliğini göklere
çıkardığım için görsel açıdan da büyülendim diyemem. Belki de gözlerim iyice
bozulmuştur. Ancak mağaralarda geçirdiğim onca zamandan sonra sanırım duygusal
bağ kurmaya başladım.
Bir tarafta mağaranın duvarının
ortasından dökülen şelale, bir tarafta mağaranın tüm duvarları boyunca hobbit
oyukları gibi oluşumlar, bir tarafta mağaranın ağzını bir taç gibi saran
ağaçlar, aşağı sarkan sarmaşıklar. İpin duvardan uzaklaştığı yerlerde durup
döne döne manzarayı izlemek…
Aşağı inip tünel (çatlak) kısmından da devam edince döşeme ekibiyle karşılaştık. Zaman sıkıntıları, boltların durumu ve ekibin yorgunluğundan dolayı ikinci şaftı döşemekten vazgeçtiklerini söylediler. Hep beraber kumanyalarımızı yedikten sonra döşeme ekibinden başlayarak çıkışa geçtik. İçine çöp doldurduğumuz fındık poşetini almayı unuttuğumuz için istemeden toplama ekibinin hayalleriyle oynadık.
Biz mağaradan çıkarken mağara
ağzında şoför abi dahil kalabalık bir ekip bizi karşılamaya gelmişti. Hatta
Gürhan mağara ağzına bir Starbucks şubesi bile açmış.
Biz mağaradan çıktıktan hemen
sonra toplama ekibi girdi. Kamp alanına dönüp üstümüzü değiştirdik, bir şeyler
atıştırdık (mükemmel patates kızartması) ve tekrar oduna çıktık. Benim odun
sevgimden dolayı biraz fazla odun topladık. Sonrasında üç kişi dolaşmaya ve
telefonun çektiği bir yerden şehir sorumlusuna mesaj atmaya gittik. Dönüşte çok
yorulduğumu fark ettim. Meğer hasta oluyormuşum.
Biraz ateş başında takıldıktan
sonra bir grup yemek yapmaya girişti bir grup da mağara ağzına toplama ekibini
karşılamaya gitti. Biz mağara ağzına vardıktan sonra çok geçmeden Murat ve
Alper mağaradan çıktı. Deniz ve Enes, şaftın ortasında hurç aktarmak için yakın
durmaları gerektiğinden ve benim mükemmel birleştirdiğim ipi sökmek için vakit
harcadıklarından biraz geciktiler. Mağara ağzında Deniz ve Enes’i beklerken
biraz telaşlandık. Murat ilk birkaç istasyonu geçip bakmak istedi. Biraz inip seslendi,
ses ve ışık bağlantısı kuruldu ama şelalenin sesinden söylenenler anlaşılamadı.
Telsizlerimiz çeşitli sebeplerden dolayı çalışmıyor olmasaydı böyle bir
iletişim sorunu yaşanmayacaktı. Biz yukarıda durumdan habersiz meraklanırken
aşağıdakiler Murat’ın darlamalarına rağmen hat toplamaya uğraşıyorlardı.
Çok geçmeden herkes sağ salim
mağaradan çıktı. Mağara ağzında Deniz ve Enes’i bırakıp alabildiğimiz kadar yük
aldık ve kamp alanına döndük. Yarım saat kadar sonra onlar da son malzemeleri
toplayıp geldiler. Akşam yemeğinde makarna vardı, Gürhan ve ben makarnaya ton
balığı ve yoğurdu karıştırıp yedik. Tüm ön yargılara rağmen çok güzeldi.
Yemekten sonra herkes sırayla konuşma yaptı. Konuşma aşamasını çok uzattığımızı birden saat gece 3 olunca fark ettik. Boğazım çok (gerçekten çok) kötü olduğu için arpa suyumu içemedim, onun yerine salep yapıp içtim. Kerem’in, fermante üzüm suyu şişesini matkapla açma projesini de izleyip çok da erken olmayan bir saatte uyudum.
Uyandığımda öğlen oluyordu. Kahvaltı ve toplanma derken yağmura yakalanmadan yola çıkabildik. 10 dakikayla kurtardık. Yolda yemeklik bir yer baktık ama bayramdan dolayı olsa gerek Kastamonu merkeze kadar çorbacı bulamadık. Bulabildiğimiz tek yer kuyu kebapçısıydı o da kişi başı 220 TL gibi bir fiyat verdi. Merkezde ilk gördüğümüz çorbacıya oturduk. Var dediği iki çorbası da bitti ve Enes zorla ezogelin içti. 40TL olarak anlaştığımız hesabı, ben dahil birkaç kişiden 50TL olarak aldı. Sonuç olarak Kastamonu merkezdeki Ahmet Karaman’ın yeri tavsiye edilmiyor.
Kampüse döndük eşyaları indirdik evlere dağıldık. Ertesi gün temizlikte çiğ köfte yapıldı. Temizlik salı günü de devam etti. Salı akşam saat sekizde, Atatepe yurdunun altındaki bir kafede (adını hatırlayamadım) faaliyet toplantısını başlattık. 12 kişi olmamıza rağmen toplantı üç buçuk saat sürdü. Temizlik bir gün daha devam etti ve faaliyet bitti.
Sol baştan ayakta olanlar;
vişne, gürhan, arda, kerem, serkan, öztürk, deliktaş
Sol baştan oturanlar;
enes, barış m., alperen, çağla(r), kuzu, murat
1 yorum:
Muhteşem.
Yorum Gönder