23 Ocak 2026 Cuma

İki Gözüm Değirmentaş, Kayseri Faaliyeti Anı Yazısı


5-7 Aralık Kayseri Ön Ekspedisyon Faaliyeti 

Faaliyet Katılımcıları: 
Ali Özgür Özgüven
Derin Ergün 
Caner Çalğın
Murat Nohut
Yiğit Gürbüz Gazioğlu

Şehir Sorumlusu: Ebru Deniz Çalımlı
Anı Yazarı: Murat Nohut



Kayseri faaliyetinin planlamasındaki ana motivasyonumuz yeni ekspedisyon alanları oluşturmaktı. Bu ön ekspedisyonumuzun misyonu ise bu alanın ön keşfini sağlamak, arazinin potansiyelini değerlendirmek, bölgede kontaklar sağlamak ve ihbarları değerlendirmekti. 

2010 yılında bölgedeki Soğanlı Dağ’da İtümak ve Bümak tarafından yürütülen yüzey 

araştırmaları sırasında bulunan Çem Dağı Düdeni; bölgenin potansiyelinin olduğunu gösteriyordu, kuzey kısmında geniş bir alan ise araştırılmamıştı. Sonrasında bölgedeki çeşitli köylerle iletişime geçip ihbarları toplamaya başladık. Bölgedeki “Kurdini Mahallesi” , “İnce Mağara Mahallesi” , “Yedioluk” , “Tıntın Mağara Tepesi” gibi coğrafi isimlendirmeler bizim iştahımızı kabartmıştı. Buna karşın arayıp sorduğumuz muhtarlardan neredeyse hiçbiri bize sağlam bir ihbarda bulunamadı. Yalnızca Değirmentaş Muhtarı Gökhan Özkan, spesifik olarak bildiğim mağaralar var dedi, konum ve görseller ile bize dönüş sağladı. Ayrıca Gümüşali Mahallesi Muhtarı İnönü bey de bize bir mağara ve yeraltı tünellerinden bahsetmişti. 

Değirmentaş Muhtarı Gökhan Özkan: 0534 641 75 38

Gümüşali Muhtarı İnönü Demir: 0536 613 44 67


Bölgemizi  İcadiye/Tomarza’den Değirmentaş/Sarız’a, Çem Dağı Düdeni’nden 

Mezgitli yaylası kenarındaki Kuruçay'a kadar olan alan olarak belirlemiştik. Kurt Kulağı yazan 2700 rakımlı tepenin çevresindeki bölgede hedeflediğimiz ana noktaydı. Ancak faaliyet takviminin Aralık ayının ilk haftasına kadar dolu olması bölgenin iklim koşullarını değiştirecek dolayısıyla bizim arazi çalışmalarımızdaki etkinliğimizi ciddi derecede düşürecekti. Bundan dolayı arazi araştırması ile ilgili hedeflerimizin rakımlarını düşürmemiz gerekiyordu. Hakeza Harun Hoca'dan da benzer bir dönüş alınca faaliyeti gerçekleştirebilmek için hedefleri küçültmek ve daha gerçekçi hedefler belirlemek gerekiyordu. 



İtümak’ın 2023 Nisan ayında yüzey araştırması yaptığı Koç Dağı ile ilgili:

“Yatay dikey magara bulamadik birkaç konum almıştık ama kaya arası delikler gibiydi sadece. Karlar daha erimemişti hava da öğleden sonra bozunca indik dağdan”



Hava durumu kontrolleri ve Harun hocayla olan temaslar sonucunda karlık olabilecek bölgelere ek olarak arazi hedeflerine alternatif bölgeler de belirlemek gerekiyordu. Çünkü aracımızda veya yol durumunda tahmin edemeyeceğimiz bir aksilik olduğunda 2400 metre rakımdaki Üç Çeşme Yaylasına çıkamayabilirdik. Bu yüzden çalışmayı hedeflediğimiz Arazi isimli alanlara ek olarak K kodlu arazileri de yolda (K)alırsak tarayacabileceğimiz araziler olarak belirledik. Arazideki pafta belirlemeleri çıplak örtülü arazide mağara bulabilme ümidimizi besleyebilecek kayalık veya dolinlerin mevcut olduğu alanlar olarak oluşturuldu.

Bölgede arazi taramalarımızı sınırlandırabilecek hava koşulları olduğu için faaliyet öncesi genel motivasyonumuzu ihbarlar olduğunu ifade ediyor, arazi tarama konusunda ısrarcı bir tavırda bulunmuyorduk. Ama arazi çalışması yapmadan da dönmek istemiyorduk.

 Araziye başlayacağımız  alanı Karamuklu Köyü olarak belirledik. Tarayacağımız öncelikli alanlar Üç Çeşme Yaylası civarındaki dolinlerdi. 

Faaliyetimizin genel planı ise şu şekildeydi: Cuma gece yola çıkacak; gece 3 gibi Karamuklu köyünde, muhtarın evinin yanındaki düzlüğe kamp atacak ve sabah uyanınca üç çeşme mevkiine yol alacaktık. Üç çeşme yaylasının civarındaki A kodlu arazilerden birini belirleyip orada yüzey araştırmasını elimizden geldiğince yapıp ertesi gün de Değirmentaş, Kurdini ve Gümüşali köylerindeki ihbarları değerlendirecektik. Tabii ki bu yoğun planın hepsinin gerçekleşemeyeceğini biliyorduk. Ama ek planlarımızın olması bir planın iptali durumunda yönelebileceğimiz alternatif hedefler yaratacaktı bize.


Birçok istişare, planlama, araç kiralama derdi, finansman sorunları, ilk defa gidilecek bölgenin binbir türlü belirsizliği ve havasal sorunlar. Vazgeçmenin eşiğinden dönülmüş bir faaliyet. Ama nihayet faaliyet günü geldi çattı. 5 Aralık günü Caner ve Ali Özgür YHT Gardan arabayı kiraladı. Arabayı kiralarken ben de onları garda yakaladım ve beraber Beytepe’ye doğru yola koyulduk. YHT Gar içindeki otoparktan ayrılırken ufak bir rampada Caner stop ettirdi arabayı. Daha sonra bir şekilde debriyajı kavramayı öğrenip arabayï kaldırabildik. Beytepeye kadar Caner sorunsuz şekilde sürdü. Kampüs girişinde ÖGB tarafından uyarıldık. Neymiş stickersız araç almayacakmış paşamlar. Kiralık araç faaliyete gideceğiz diye anca geçirdik. Kahpeler… Neyse tam Edebiyat Fakültesinin önünden geçerken araba birden stop etti. Hadi Canerim kaldırırsın dedik. Bir, iki, üç, dört… Arabanın kaputundan koku gelene kadar inat etti Caner bey. Balatadan mııı başka sebepten mi bilmiyoruz. Jeolojiye 10 metre kala arabayı stop ettirdik kaldıramadık da. Canerin kaldıramama problemi varmış demek kii. Balatalar soğuyunca asıl şoförümüz Ali Özgür kavradı debriyajı kaldırıverdi arabayı. Ah ama o Tourneo içimize kurdu düşürmüştü, burada zor kalkıyorsa Kayseri’de ne yapacktık.

İndik odaya, faaliyete gelen gelmeyen herkesin yardımıyla malzemelerimizi taşıdık arabaya. Derin malzemelerin bir kısmını hazırlamıştı. Ama neyi unutmuştu hadi bi tahmin edin. En unutmayacağı şeydir sözde: Haritalama ekipmanları. Canerde de anahtar yokmuş yine tornavidayla giriştik dolaba (anahtardan daha kolay açılıyor). Tuğbikin kamerasından mağarayı gösteren sıradan bi hümağ fotosu

Yola çıktık, pek fazla vakit geçirmeden yolumuzu karıştırmayı başardık. File marketten bir şeyler aldık. Milkalar schogottenler ise ballandırdı ağzımızı. Canerin playlisti ise coşturdu bizi arabada. Bu şarkı listesi tüm yol boyunca tek kişiyi uyutmadı. Yolda ise İstikamet Karamukluydu belki ama ilk hedefimiz DADALOĞLU idi. Tabelasıyla karşılaşınca elimiz ayağımıza dolaştı, sanki Dadaloğlu'nun ruhu zuhur etmiş de arabayı durduruvermişti. Karamuklu’ya varmadan bir tabelaya daha gittik, sönmüyordu içimizdeki Dadaloğlu ateşi.

Tomarza Jandarması da bir noktada bizden canlı konum istedi. Dadaloğlu’ndan Karamuklu’ya geçerken jandarma ile buluştuk ve bize köye kadar eşlik ettiler. Muhtarı da uyandırıp evinin bahçesine çadırımızı kurduk. Birkaç ton balığı patlatıp yatmaya başladık. Ha tabii saat beş buçuğu geçince sekizde uyanma planını önce dokuza sonra da ona doğru yavaş yavaş uzatıyorduk. Hava soğuk ve rüzgarlıydı belki ama 5 kişi çadırda sıcacık uyuduk. Saat 10’da anca uyanabildik. Önce kahvaltı, sonra çadırı toplamaca, eşyaları düzeltmece derken saat 12yi göstermeden yola çıkmış olduk. Köye çok yakın olan Üç Çeşme Yaylası’na giden bu toprak yolun başlangıcını bir miktar kaçırıp geri vitesledik. Arabayla çıktığımız yol belki çok çamurlu değildi belki ama yine de bizi kaygılandırıyordu. Araba bir noktada stop etti. Balatalardan koku gelene kadar denedik ettik. Sonra da araba soğusun diye beklerken yola bi bakalım dedik. Yolun teoride hiçbir sıkıntısı yoktu belki ama bizim aracımız edebiyatın önünde bile stop edebilmişti. Oradan arabayı bir şekilde kaldırdık belki ama ileride yine bir yokuşta yine araba durdu. İtelim biraz derken tekerin çamurda patinajını gördükten sonra arabayı park etme kararı aldık. 8 kilometrelik yayla yolunun ancak 3 kilometresini gidebildik bu araçla. Daha fazla arabayı zorlamadan 2 kilometreyi bile bulmayan vadi yolundan Arazi 2 ye gidelim dedik.

Kırmızı hedeflediğimiz rota

Saat öğleden sonra 1 gibi rotaya başlamadan soğuk için kuşandık. Her ihtimale karşı yanımıza ton balığı, barbunya, abur cubur, propan, ilkyardım çantası, su ve bolca alüminyum battaniye aldık. Yolda yaklaşık 600 metre kadar ilerlemişken Ali Özgür sağ tarafımızda kalan kayalıkta bir oyuk gördü. Ekip de hızlıca gaza gelip oraya bakalım dedi. Açıkçası bir şey çıkmayacağını bilmeme rağmen ekibin hevesini kırmadım. Olur diyorsanız bakalım dedim. Vadide fırtına gibi yüzümüze esen kar soğuğu rüzgar bir miktar yüzümüze esmeyi bırakacaktı en azından. Üstelik Arazi 2'ye gidip gelmek bizi bayağı bi geçe bırakabilirdi. İyi oldu. Rakım arttıkça ağırlaşan hurcu döne döne taşıyorduk. Oyuğa yaklaştıça azalan beklentimiz benim oyuğun dibinden “bi sik yok” diye bağırmamla son buldu. Oyuğun dibinde bir şeyler atıştıralım istedik. Rüzgarın soğuğunu kessin diye alüminyum battaniyeden bir duvar örme çabalarım da tutmamıştı. Çeşitli fotoğraflar çekinip arabaya doğru yola koyulduk. Arazi 2'yi iptal ettiğimiz zaten çoktan belliydi. Araca dönerken kar görmemiş İzmir bebesi Derine taciz atışları yapıyordum. Bir noktada Caner ve Yiğit de savaşa dahil olunca ortalık harp alanına, kar topları da topçu ateşlerine dönüştü. Kollarımızı kaldıramayacak derecede yorulana kadar savaştık, o vadinin hızla esen kesici rüzgarlarına rağmen. Arabaya ulaşınca geri yola döndük. Hızlıca Değirmentaş’a gidip ihbarlara bakalım istedik tabii, ama karın gurultusundan Pınarbaşı’nda yemek yiyecek yer bulmamız gerekiyordu. Değirmentaş Köyü'nün muhtarı Gökhan Muhtarla da konuşurken muhtarım siz direkt bize gelin yemeğinizi ben halledeceğim dedi. Bütün ekip sıcak ev yemeği göreceği için mutluluktan kendinden geçti. 

Yolda güzel güzel giderken etrafı inceliyorduk. Kendi kendime ya dedim, burada şimdi bir mağara görsek nasıl da güzel olur. Dedim demez olaydım. Kocaman karanlık bir mağara girişi vardı. Ne yazık ki bir ben görmemişim orayı. Ekipçe karar verip geriye döndük hızlıca geçtiğimiz o mağaraya doğru. Derin Yiğit ve ben kafa lambamızı klino ve lazer metreyi alıp yürüdük oraya. Afişe olmayalım diye baret de almadık. Bir tarladan bir de sudan geçtik, inşallah vurulmayız dedik. Gittik baktık dozerle birileri kayayı oymuş da bizi mağara diye kandırmış. 2 oldu aa mağara diye gidip oyukla karşılaştığımız. Kısa mağara bile çıkmadı. Tekrardan yola koyulunca yolda gördüğümüz diğer oyuklara da söver olduk, tabaka tabaka dizili kayalar arasındaki karartılara. Ama gördüğümüz başka bir şey mağaradan daha büyük heyecanla arabaya U çektirdi. Dadaloğlu'nun devasa heykelini görünce arabada bir isyan başladı. Heyecandan dadaloğlunun yanına tırmanıverdik teker teker.  Temsili mezarında dua etmeyi de ihmal etmedik. Sonra ver elini Değirmentaş, yaklaştıkça karnımızı guruldatıyordu bu köy. Gökhan muhtarım da çok güzel karşıladı bizi. Bu güzel karşılamanın ve bizlere olan merakının sebebi ise konuşunca ortaya çıktı. Köyde kimse kalmamış, herkes bir yerlere göçmüşmüş. En çok tekrarlanan sözüydü belki de “köyde insan yok ki…”. Koca köy eskiden cıvıl cıvılmış. Şu anda kendi anası ve babası dışında köyde iki kişi anca varmış. Kuzu ciğer, kıl peyniri, sobada pişmiş sıcacık lavaşlarla karnımızı doyurduk. Ertesi sabah yedide uyanmak üzere de sözleştik muhtarla. 

Sabah uyanınca pencereden karşılaştığımız manzaraya sırayla hepimiz şaşırdık. Her yer beyaza bürünmüştü. Kahvaltımızı ettik. Arabalarımızın karını temizledik. Köyün içindeki çay da akmaya başlamıştı, dün akmıyordu bu çay. Muhtarın Stepwaya’e ben geçtim. Benle muhtar önden yola koyulduk. Köyün güneyine, İmirza’ya doğru giderken sağdan toprak yola girdik, çeşmenin başından devam ettik. Bir kez bir derenin üstünden geçtik, muhtarla arkadaki araba da geçer mi diye düşünürken Ali Özgür tereddütsüz geçivermişti bile. Ardından bir kez daha geçiverdik bir dereden. Bir noktada duralım dedi Muhtar. Durduk ve oradan ilk başta İsli Mağarayı bulduk. Ardından Direkli Mağaraya gidecek ekibi  de ayarladık. Caner, Ali Özgür ve Derin İsli Mağarayı doğrudan haritalamaya başlayacaktı. Ben, Yiğit ve Muhtar da yukarıdaki mağarada sütundan emniyet açmak ve “dikey mağara” ihbarını değerlendirmek için tepenin yamacındaki bir çam ağacının oraya çıkacaktık. Biz Direkli Mağaraya ulaşınca bir bakalım şu dikeye dedik ki ışığı tutunca dikey olmadığı anlaşıldı. Üzülsem mi sevinsem mi bilmiyorum. Direkli mağarada biraz indik biraz çıktık, mağara devam ediyordu. Sağda bir kol ayrımı vardı.  O ayrıma bakınca fay aynası gibi dümdüz bir kayayla karşılaştık. Oradan bir şekilde geldiğimiz kola tekrardan bağlanıyordu. Ama devamında hem yukarıdan gelen hem de aşağıya inen iki kol vardı. Aşağıya inişi tam olarak kestiremedim. Çok oyalanmak da istemeyip geldiğimiz kolun devamına bakalım dedik. Bir noktada popcornların olduğu yerden inince mağara sağdan sola ilerleyen yaklaşık 4 metre yüksekliğinde 5 metre genişliğinde anakola bağlanıyordu. Yiğit’le ben beraber sırayla sağa ve zola doğru giden kollara baktık. Her iki koldan da mağara devam ediyordu. Muhtara da ışık vermiştik de baret vermemiştik. Biz muhtarla daha fazla mağarada kalmayalım diye çıkmaya karar verdik. Sonunu göremediğimiz 4 kol vardı ve iki mağaracı ile devam etmemeliydik. Dışarıya çıktık. Diğer ekip haritalamaya devam ediyordu. Biz de muhtarın gösterdiği biraz daha yukarıda olan bir kovuğa daha bakmaya gidelim dedik. Orası acaba Direkli Mağara ile bağlanıyor muydu diye düşünürken  14 metrelik bir in ile karşılaştık. Ufak bir daralı da vardı ama örümcek ağları ile bitiyordu. Haritalama hala daha işine devam ediyordu. Biz de Alper ve Ebruyla mağarada görüntülü konuştuk, hasibahlleştik, durum raporu verdik.

 İsli Mağaraya haritalamanın nasıl gittiğine baktık. Muhtarla bi mağaranın sonuna baktık çıktık. Harita işi bitince muhtar dedi ki “Benim bir miktar işim var. Size diğer mağaraları göstereyim, sonra siz Direkli’ye tekrardan gelirsiniz.” Oradan bizi bi çeşmenin başına götürdü, buralarda bir mağara vardı vs diyordu da hiçbir şey yoktu. Atladık tekrardan arabalara, Değirmentaş’ı geçtik, Toybuk yaylasına geldik. Yolun yanında bir yerlerde mağarayı aradık. Girişi bulduk ve mağaraya bi bakıp çıktık. Derinle Yiğit haritalamaya başladı. Mağaranın ortasında bi su birikintisi içinde beyaz bir kova ve leş gibi bir su.

Oradan bir damlayla temas etsek hastanelik olurduk herhalde. Kenarından dikkatlice geçince gölün diğer tarafında geleneksel sahra altı maske sanatının bir ürünü duruyordu. Mağaranın çamurundan yapılmış bu heykeli acaba kim yapmıştı? Bence bir mağaracı dışında bir kimse bununla uğraşmazdı. Bizden önce girmiş bir mağaracı var mıydı acaba buraya? Neyse heykelin ilerisinde çamurlu kol bir sifonla sonlanıyordu. Ne sifonda ne de gölde aktif bir su akışı vardı, durgun olması da korkutucu aslında. Keşke su örneği alsaydık, beyin yiyen bakteri bulabilir miydik acaba? 

Toybuk Mağarası'nın da haritalanması 50-60 dakika sürdü sürmedi. Oradan Direkli Mağara’yı haritalamak üzere geri döndük. Çeşmenin başına kadar muhtar bizi götürdü. Kurdini Köyünü bi arayalım dedik, oradaki ihbarı tekrar sorguladığımızda burada giden bir mağara yok gibisinden cevap alınca biz de o zaman Direkli Mağaraya gireriz dedik. İncemağara Mahallesi'nden Muhittin Muhtar da telefonumuzu açmamıştı zaten. (Bu hengamede Gümüşali muhtarını aramayı unuttuk) Muhtar gitti biz de yola devam ettik. İsli Mağaranın oraya arabayı park ettik. Bir yemek molası verelim dedik hepimiz açtık. Çıkardık kavurmamızı yedik,  noodle yaptık, ton balığı patlattık. Bir saat sürdü molamız, eşyaları toplayıp arabaya gittik benle Ali Özgür. Mağaraya giderken çıkacağımız tepe dışında bir coğrafi engel daha eklenmişti rotaya. DERE GELDİ LAN. Araba derenin içindeydi. Bıraktığımız yer karlı toprak bir yolken 1 saat içinde dereye dönüşüvermişti. 

Topografik haritada kesikli çizgilerle mevsimlik aktığı söylenen o dere güneşin çıkması ve karları eritmesiyle aktığı mevsime girmiş bulunmuştu o bir saat içerisinde. Ben Yiğit ve Canere bu doğa olayını haber vermeye giderken Ali Özgür de dereyle yolun çakıştığı bir yere bakmaya gitti. Suyun bi noktada çizme boyuna geldiğini söyleyince geri dönebilmek adına hızlıca geri dönüş kararı aldık. Diğer türlü jandarma ve traktör iş birliği ile arabayı kurtarmamız gerekebilirdi. İyi ki de dönmüşüz, gelirken 2 kere sudan geçerken dönüşte kaç kere dereye girdik çıktık sayamadık bile. Değirmentaş’tan geçerken muhtara son bir selam verdik, çayını içtik. Durumu anlattık neden bu kadar erken dönmek zorunda olduğumuzu vs.. Mayısta bu dere anca kurumuş olur dedi. Biz de vedalaşıp Değirmentaş’tan ayrıldık. 





Pınarbaşında bir Shellde durduk, tulumlarımızla etrafta dolandık. Kayseri'de bugün nerede yağlama yiyebileceğimizi sorduk. Daha önce bu soruyu sorduğum Kayserili arkadaşlarımla aynı cevabı verdi: “Kayseride yağlama evlerde yapılır, dışarıda çok pahalıdır. Tavsiye edecek bir yerim yok”. Olabilir ama ben yağlama yiyecek bir yer bulabileceğime inanıyordum. Kimleri arasam kişi başı ufacık bir porsiyona 400 TL diyordu. Yahu yok mu uygun bir yer! Google Maps üzerinden yaptığım çalışmalar sonucunda Sinan Kafe diye bir mekanın uygun fiyatlı olduğunu gördüm. Meğersem bu yer Kocasinan İlçe Belediyesinin işletmesiymiş. 220 TL yağlama, 250TL mantı fiyatıydı. Yemeklerimiz sıcacık geldi, Kayseri'de yağlama yeme vaadini de gerçekleştirmiş oldum. Faaliyetteki en sonki hedefimizi de gerçekleştirmiştik. 

Sonraaaaaaaaaa daha ne yapalım.

Ver elini Beytepe


DEĞİRMENTAŞ 


İmirza fettah arası 

Dünyada var Değirmentaş.

Sinede sen yarası 

Gönülde yar Değirmentaş.


Kabaktepeden sonrası 

Sarıçiçek yol sırası 

Kabul olsun hep duası 

Ömürde sır Değirmentaş.


g özkan


0 yorum:

 

İletişim

Bu blogda yazar olarak yer almak ve katkıda bulunmak istiyorsanız, blog yöneticileri ile iletişime geçmeniz yeterli olacaktır.



Blog Yöneticileri

HAKKINDA

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu (HÜMAK) 1988 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.

AMAÇ

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu 'nun (HÜMAK) çok yazarlı resmi ve gayrıresmi paylaşım ortamıdır.

Kafasından bareti eksik etmeyen tüm mağaracıları aramızda görmekten keyif, zevk, haz ve gurur duyarız, hoşnut kalırız..