16 Kasım 2010 Salı

Sofular Şeysi

Cuma günü saat 17.00'da yer bilimleri binasının arka kapısında buluşulmak üzere sözleşilmişti. Ben de hesaplarıma göre tam olarak o saatte, işlerimi halletmiş bir şekilde orada hazır olacaktım. Yani bu cuma sabahki plandı. Ama günün ilerleyen saatlerinde Anıl'ın gün gibi bir fikirle parlamasıyla işler değişti. Sonra bir daha değişti. Derken, Anümab ekibini saymazsak saat 17.30u bile geçmişken en son gelenler bizlerdik. Anıl daha ilk andan gazdı; yer bilimlerine yaklaşırken arabada müziği Pentagram'a çevirdi, sesi ve camları sonuna kadar açtı ve ''Mağaraya gidiyoruz laaaaaaaaaaaaaannnnnnn!!!!!'' naralarıyla buluşma yerine hızlı bir giriş yaptı. Gecikme için özür diliyoruz =)

Gidiş yolunda yine bol bol tuvalet, yemek ve sigara molası, yol şaşırmalar, Umut'a cin biber, karanfil falan bilimum acı şeyler yedirerek sınırlarını zorlamalar derken gece saatlerinde kamp alanına ulaştık. Ferdi'nin Hümak Mağara'ya online olarak yolladığı iletilerden aldığım saate göre saat 02.08'de kamp kurulmuş ve sabah ilk olarak çıkacak döşemeci ekip(Turgay, Emrah, Ferdi) yatmış.

Sabah en son ''Hacım saat 7 olmuş, hadi gidelim.'' sesleri eşliğinde yola çıktıkları duyulmuş çadırlardan, döşeme ekibinin. Çadırdan çıkanların sayısı arttı sonra. Yemekhaneden alınan bayatayazmış(!) ekmekler, nerden çıktığını anlamadığım ızgara telinde ısıtıldı ateşte, eritme peynir, kaşar, tereyağı, bal, reçel ve lokella eşliğinde kahvaltı yapıldı (bi tek zeytin eksikti). Sürekli sıkıntı çıkaran, tekrar tekrar açılıp kontrol edilen karpit haznelerinin de işi bittikten sonra (Biz Cem'le birlikte 5 defa falan açmışızdır benimkini) artık yola çıkabilirdi ilk ekip. Mağaranın yolunun da bir tuhaf olduğu bilindiğinden hayli kalabalık bir ekiple yola koyulduk. Son bir tuvalet ve sigara faslının ardından ilk ekip olarak 13.30'da girdik mağaraya - Aycan, Cem, Ahmet, Elvan, Alper, Musa ve ben - .

Önce aşağı inen parça parça taş yığınında kaydık, sonra guano yığınında kaydık, sonra dapdar bir yarıktan geçtik, sonra çatlaktan geçtik, sonra merdivenden çıktık...... Bunları yapıyoruz yapmasına da, hani yataydı kardeşim bu mağara?! İlk 2 saatten sonra rahatça dolanılabilecek bir galeriye çıkma ümidim de puf olup gitti zaten. Dizliğin şart olduğu ve ipini çekince şişen, sağlam bir malzemeden yapılan popoluğun üretilmesi fikirleri havada dolaştı.
İnişlerin yarım kazıkla yapılmasına karar verildi. Bu espriyi bir kez daha yaparsak Cem'in bu sefer dal parçası yerine direk bir ıslak odunla kafama saldıracağından emin olsam da her inişin başrolünde yarım kazık- Cem vardı :D
Elvan'ı ısıtmak için mütemadiyen penguencilik oynadık ve saatlerce sırtta taşıdığımız bot da sadece popoyu soğuk zeminden korumaya yaradı. Mağaraya yiyecek taşımak konusunda sanırız biraz abartılı davranmışız ama 7 kişi, hiç de acıkmadık. Geçilen her level'da bir sohbet, bir muhabbet, bir şamatadır aldı başını gitti. Fırsat buldukça fotoğraf çekildi. Musa'ya aluminyum çubuğu tutarken kendisinin saklanması gerektiği öğretildi. 'Mağaranın çıkışını bulamayan zor durumdaki mağaracılar' temalı videolar içinse Aycan'ı bekliyoruz. Galeride Cem, Aycan ve Alper, gölün yerini yarım saat kadar aradıktan sonra -Ahmet'in yeri zaten biliyor olduğu gerçeğini es geçerek hikayeye devam ediyorum - bir de bot şişirmekle vs enerjimizi harcamamayı mantıklı bulup en sonunda dönüşe geçmeye karar verdik.
Önümüze nerde ne çıkacağını artık bildiğimiz ve olaya alıştığımız için dönüş, tahminimizden daha çabuk oldu. Çok kişinin haznesinde son zamanlarda sıkıntılar çıkmaya başlamışken benim kullandığım Anümab haznesinin mantığını Alper'in desteğiyle son iki saatte çözmemizle, Aycan'ın sürekli dalga geçtiği 'mum ışığıyla dolaşmam' haline bir son verdim. Çıkışa 1 saat kadar bir zaman kalmışken mutlak karanlığımızı yaptık. Ve uzun süre kimse ışığını açmamışken, sanırım bu karanlığın gerçekten mutlak olmasını istedik hepimiz. Çıkışa çok az kalmış ve babalardan tutunarak sağdaki boşluktan kaçınmaya çalışırken az daha babalara geliyor olduğumu da belirtmek isterim. Ölüyordum bre korkudan. Aycan ve Ahmet de muhtemelen 'Aha sıçtık! Kesin burda kaldık', diye düşünüyorlardı. Neyse ki Aycan'ın eli, bir basamak olarak işlev görebiliyor =)
Gece 12'de çıkarız demiştik kamptakilere. Ve saat tam 00.00'ken - oha! dakikliğe gel - kendimizi gecenin ılık havasına ve yıldızlı gökyüzüne bıraktık. Ne yalan söyleyim; mağaradan çıkana kadar çay, kahve, sıcak çikolata ve bilimum sıcak şeyler içmeyi hayal ederken artık hiç de öyle sıcak şeyler istemiyorduk.
Hava güzeldi ve 'Olum hadi kaptırıp gidelim de mağara biramızı içelim!' diye hırlamaya başladık. Yani tam hırlamaya başladık ki yukarlardan sesler duyduk. Emrah, 'Orda kalın!' diye sesleniyordu bize. 'Yahu ne durması?, diyoruz. Yorulduk, biramızı içmek istiyoruz.' Ama Emrah, orda beklememiz konusunda çok ısrarlı. 'Olum bira mı getiriyolar acaba?' diyoruz. Ama yok yahu, uğraşmazlar onun için. Diyorduk kiiiiiiiiii, Ferdi'nin taşıdığı poşet içinde gerçekten mağaranın ağzına kadar üşenmeyip getirilmiş biralar!!!!!!! Gelen ekiple biraz sohbet, biraz muhabbet, sigara içmece, kıyafet ve malzeme değiştirmeden sonra ikinci ekibi de mağaraya yolladık - Tahsin, Derya, Serra, Aliş, Anıl ve Umut - .

Bizim ekip için; Aycan the örümcek adam ve yönetmen, Amar the yaralı diz ve goygoycu, Cem the yarım-kazık ve gönüllerin öncüsü, Elvan the üşüyen srtci, Alper the fotoğrafçı, Musa the nerede duracağını bilemeyen magnezyum çıbıkçı ve Başak the yamuk karpit haznesi.

Kampa döndüğümüzde, Turgay ve Manolya'nın bizi iki kap sıcak yemekle beklediğini gördük. Hepimizin karnını doyurdular, biraz sohbet ettik, sonra da yorgunluktan bayıldık. Sabaha karşı, uyku arası bir tuvalet molası için dışarı çıkan Amar'ın apar topar çadıra geri girmesi ve ''Ateş başında 11 tane köpek var lan! Talan etmişler her şeyi!'' şaşkınlığına yarım yamalak bir tepki verdikten sonra geri uyumuşum. Bir iki saat sonra uyanıp çadırdan çıktığımızda -ben yatmadan önce etraf ne haldeydi pek emin değilim ama - sahiden o talan halini görmüş olduk. Etrafta avare avare dolanırken sabah 10 gibi yoldan, mağara ekibinin sesi geldi: ''Heeey! Kalkın hadi, biz geldik!'' Tahminimizden biraz daha erken gelmişlerdi. Yorulmuşlar anlaşılan biraz ve daha da uzatmaya gerek duymamışlar. Hemen kahvaltılıklar çıkarıldı. İnsanlar çadırlardan kafalarını uzattıkça halka da büyümeye başladı. (Mağara birasını kim verdi yahu ekibe? Kaçırdım mı ben orayı?) İlk mağarasına giren Umut, oldukça keyif almış sanırım. Çıkışta kurduğu ilk cümle, ''Bir sonraki faaliyet ne zaman?'' olmuş. Herkes, 'Eğer ilk mağaram burası olsaydı, kesin bırakırdım mağaracılığı.' diyorsa da Umut eğer devam etmeye karar verdiyse adam olacak çocuk diyip 10 üzerinden 10 veriyoruz. Yani veriyorduk aslında ama Amar'ın dediği gibi ''Umut sen bu faaliyete gelmedin abi, bir sonrakine gelsen ya.'' diyebiliriz. Zira çıktıktan sonra bir iki lokma atıştırdıktan sonra ateş etrafına serilmiş matların üzerinde bir uyudu, pir uyudu. Gün içerisinde ara ara öldüğüne kanaat getirip anlık kıpırtılarıyla, tekrar rahat bir nefes aldık. Son ekipse saat 13.00 sularında mağaraya girdi. -Turgay, Manolya, Deniz, Emrah, Ferdi, Emre, Güner -

Pazar günü genel olarak ilk iki ekibin yorgunluktan yığılmış insanlarının baygın tavırlarıyla geçti. Bir ara patlatılan sucuk ve köy muhtarı ile jandarma komutanının ''Biz geldik, hadi bizi mağaraya sokun!'' talebini, ''Mağaraya girmek için çeşitli ekipmanların kullanılması ve onun için belli bir eğitim gerekiyor.'' şeklinde kibarca geri çeviren ama en azından mağara ağzına kadar size eşlik edeyim, diyen Amar'ın çılgın hikayeleri ise gündüz vaktinin ekstra anlarıydı.

22.00 gibi son ekip ve malzemelerin taşınmasına yardımcı olmaya gidenler de gelince içme faslı başladı (O sıralarda uyuduğum için arada olanlar ve saatler konusunda pek emin değilim).
Serra ve Elvan'ın yaptığı(yardım eden de vardır heralde) yemekler yendi. Servisten şaraplar, biralar getirildi. 'Onu seçtim' 'Bunu seçtim' şeklinde ilerleyen votka şatları yürüdü gitti. Şarkılar, türküler söylendi. Yavaş yavaş uyuklamalar, çadıra çekilmeler başladı. Bir sürenin ardından ilk hatırladığım, sabah 6'yı geçmişken yatma çabalarım sırasında Aycan'ın çekiştirip 'işkembe içmeden uyuma!' demesiydi. Emrah ve Cem emek emek işkembe çorbası yapmışlar. Herkes Emrah'ın elinden tahta kaşıkla işkembe çorbalarını yudumladı. O kesmeyince bardak bardak gitti. Artık sahiden uyuma vaktiydi ve saat 7 olmuşken kendimi uyku tulumunun içinde buldum. Aycan, Derya, Amar, Emrah, Cem hala kahkahalar ata ata oturuyorlardı. - Alper, kim bilir ne küfrettin bize çadırının önüne konuşlandık ve hiç susmadık diye -

Hava daha daha da aydınlık olunca artık kalkma vakti gelmişti. Faaliyetin başından beri bir baklava hikayesidir almış başını gidiyordu. Ki gerçekmiş meğer. Faaliyet sorumlular Süper Cem ve Süper Emrah, baklava hazırlatmışlar. Sabah da şerbeti pişirilip üstüne dökülünce mis gibi bir bayram baklavamız olmuş oldu. Çadırlar toplanıp etraf temizlenip eşyalar araca yüklenince baklavayı afiyetle yedik. Yola çıktıktan kısa bir süre sonra bir çeşme başında bulaşık ve malzeme temizliği için duruldu. Önce özenerek yapılan işler, baktık çok zaman alıyor, acele acele yapılmaya başlandı. Bu sırada şehire yaklaşıldığı için yüz göz, diş, kafa yıkamalar da yapılmadı değil. Saat 4 olup da istikamet Ankara denmek üzereyken soytarıca zıplamalarım sonucunda ayak bileğimi burktum ki dalga geçilmeye değerdi. Sen 11 saat Sofular Mağarası'nda ilerle hiçbir şey olmasın, git düz yolda ayağını sakatla. Evet buyrun benim. Önceki gece nasılsa ateş başında dikkat çekmeyip kalan iki şişe şarap ve bir kutu bira, dönüş yolunda içildi. Zonguldak'ta, Damak Tadı Pide ve Kebap Salonu'nda oldukça başarılı bir pazarlıkla çorba + kebap + meze +ayran 10 liraya tıka basa doyduk. Üstüne bir de çay ve pek şirin garsonlar. Faaliyetin ilk sabahı sigara içen herkese birer paket Winston Blue verip ''Benden faaliyet boyunca sigara istemezsiniz artık.'' diyen Tahsin yanılıyordu. Çünkü yemek üstü içilen çay sırasında hala ''Tahsin ya, sigaran var mı?'' diyen vardı ve sağ gözünde hafiften bir büyüme gördüysem de ağırbaşlı tavrını korumayı bildi. Yol boyunca yine bol bol çiş ve sigara molası verildi. Askeri Harekat Timi tadındaki cin insanların 'Sen, arkamı kolla. Sen, solu tut. Sen, repliklerini biliyorsun dimi?' mizanseniyle arka taraf pek bir eğlendi ve sonuç: The Final Victory! Cem, kucağında baklava tepsisiyle uyurken, Umut ise şaşılmayacak şekilde servisin arkasına yığılmış çantaların üzerinde, uyku faaliyetine devam etti. Biz de onu kıskandık ve en sonunda ışıkların söndürülmesiyle tüm servis derin bir uykuya daldı.

Saat 22.00'a gelirken Beytepe'ye çok az yolumuz kalmıştı. Yer bilimlerinin arkasına park edip eşyaları indirdik. Bir faaliyeti daha böyle bitirmiş olduk. Araştırma faaliyeti için bir gaz Antalya ve Isparta tarafına yollanacak Emrah, Cem ve Ferdi içinse ertesi sabah yeni bir tanesi daha başlayacaktı.


NOT: Bazı saatler tam doğru olmayabilir. Bi de son iki ekip konusunda galiba birilerini yanlış yere yerleştirdim ama gerçeğini bilemedim bi türlü, bilen düzeltsin. =) En keyifli kampımdı sanırım, var olan herkese öpücükler.

4 yorum:

ferdi uğurlu dedi ki...

tüm duuygu düşünce ve hisslerimi dile getirmişsin...teşşekür edeyrum :D

Manolya Calisir dedi ki...

Yazı için teşekkürler Başak, harika yazmışsın.

Hmm, son ekip Manolya, Turgay, Deniz, Güner ve Emre'den oluşuyor. Ara ekibi bilemedim.

Benim de en güzel kamplarımdan biriydi, yine gidek.

oynarbaşlıklı kız dedi ki...

O nasıl bir kamp o nasıl bir iskembe corbasi o nasıl bir baklavaydı. cem'e ve emrah'a emekleri icin sonsuz teşekkürler ama yine de alıstırmamak sımartmamak lazım, kestane ne laann ??!!???
kendi acimdan tarihe not dusmek babinda unutulmazlari siraliyorum (magara ve magaraici anlar haric)

- aycan'in müze soygununa gider gibi giyinip magaraya girmesi
- tahsin'in noel baba sapkasi ile sigara dagitmasi
- anil malının malum hareketi
- blok halinde musa
- manolya ve turgayin katkilari, ferdinin emegi ile magara cikisinda agzima sokulan biranın tadı
- kaptanin surekli bir kutu vazelinle gezmesi
- anumab'in kusmak icin bayagi bir gecikmesi, neredeyse kusmayacaklar sanirim gibi endiselere sevk etmesi
- balik ayhan'in kampta uyanik gecirdigi surenin uyku halinde gecirdigi sureden az olması
- 2003 te kaybedilen bir cantayi icinde bos bira kutuları bile duruyor halde bulmak
- cem'in onca iyi niyet ve ozveri sonrasinda dahi kamp sonunda hala ermis statusunde göğe yükselmemesi
- damak tadı restoranın bize yaptigi kiyak

Başak dedi ki...

blok halinde musa :D

 

İletişim

Bu blogda yazar olarak yer almak ve katkıda bulunmak istiyorsanız, blog yöneticileri ile iletişime geçmeniz yeterli olacaktır.



Blog Yöneticileri

HAKKINDA

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu (HÜMAK) 1988 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.

AMAÇ

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu 'nun (HÜMAK) çok yazarlı resmi ve gayrıresmi paylaşım ortamıdır.

Kafasından bareti eksik etmeyen tüm mağaracıları aramızda görmekten keyif, zevk, haz ve gurur duyarız, hoşnut kalırız..