5 Mart 2026 Perşembe

Haymana Soğuğu, HÜMAK Ateşi

“İlk mağaram değil, son mağaram da olmayacak” 

    Yine önceki mağara faaliyetlerinde olduğu gibi Cuma akşamı yola koyulduk. Elden ele eşya taşımalar, otobüse yüklemeler... Bunlar zaten HÜMAK klasiği. Neyse, otobüse bindik gidiyoruz. Raportör seçilecek; kim seçilse beğenirsiniz? Ben seçildim. Ki böyle bir sorumluluğu almamak için kendimi saklamaya çalışırken sağ olsun Alper beni “kendi rızamla” seçtirdi. 

    İlk molamızı Bilkent Center’da yaptık. Alışverişte herkes ateş başı için istediklerini ve genel ihtiyaçlarını aldı. Ben bardak almayı unuttuğum için Burger King’den bardak istedim ki verdiler. Sonra yola koyulduk. Biraz sonra kısa bir ihtiyaç molası verildi ve yeniden yola çıktık. Otobüs yolculuğunda daha önce sohbet etme fırsatı bulamadığım insanlarla da FS’ler (ve Alpir) sayesinde tanışmış, konuşmuş oldum. HÜMAK’ta daha ne güzel insanlar var, yeniden hatırlamış oldum.

    Haymana’nın Demirözü köyüne vardık. Burada ben biraz yürüyüp mağaraya varacağımızı düşünmüştüm. Lakin traktörle gidecekmişiz ama nasıl traktör... Sovyetlerden kalma olsa gerek; motor kayışı apaçık ortada, vites değişimi direkt şanzımandan yapılan, seneye yeniden gelsek hurdalıkta göreceğimiz bir traktör. Eşyaları traktörün römorkuna yükledik. Bir kısmımız o eşyalarla gitti, bir kısmımız bekledi. Ben bekleyen kısımdaydım. Bir süre sonra traktör yeniden geldi. Berkaygillerin aracı çamura saplanmış, onu kurtarmışlar, o yüzden gelmeleri biraz uzun sürmüş. Neyse, geri kalan eşyaları yükledik. Ben de diyorum ki “Ulan bu kadar insan buraya nasıl sığacak, yer kalmadı römorkta.” Ama gel gör ki yine bir HÜMAK mucizesi... Alpir’in “Sığarız, sığarız.” dediğini hatırlıyorum. Bir şekilde sığdık gidiyoruz. Traktörü süren kişi ehliyeti yeni almış olabilir, hatta ehliyeti olmayabilir de. Bunu yol boyu iyice anladık. Her çukurda 2 metre sıçraya sıçraya gittik. Traktörde başka köylüler de vardı, en genci Kani idi. Kani bizi 6 tane kurtla (saymış) savaştığı destanını anlatmasıyla eğlendirdi. Kani ismi bu faaliyet boyunca bir tebessüm konusu oldu.



Sonunda vardık. Önceden giden ekip çadırları kurmuştu. O konuda rahattık. Bu sefer önceki faaliyetlerden farklı olarak öncü ekip olayı vardı. Daha önceden bu mağaraya giren deneyimli insan sayısı az olduğu için her ekibin öncüsü toplu bir şekilde mağaraya 4 saatlik bindirmesiz girdiler. Ben de ikinci ekip olduğum için onlar daha girmeden uyudum.

Sabah uyanıp çadırın kapısını açtığımda karşılaştığım manzara inanılmazdı. Gece çadıra düşen kar ve dolu taneleri dışarıyı bembeyaz yapmıştı. Ki ben hayatım boyunca çok kar görmüş bir insan değilim, beni ayrı etkilemiş olabilir.




İşte ana olaya geldik. Uyandım, HÜMAK ruhunun hazırladığı kahvaltımı yaptım, üstümü giyinip mağara yoluna koyulduk. Mağara biraz tepedeydi. Ekiple birlikte yukarı çıktık, mağaranın ağzına geldik. Arkamı dönüp kampa doğru baktığımda manzara yine efsaneydi. Her yer bembeyazdı ki bu bozkır, dağlık araziyi süsleyecek tek şey kardı herhalde. Neyse, mağara ağzında Ali G. konuşma yaptı, dikkat etmemiz gereken noktaları hatırlattı. Sonra girdik bakalım mağaraya.

Bu mağara benim şimdiye kadar girdiğim en iyisi oldu. Çok da girmedim gerçi ama bol bacalı, geniş alanlı, dikitli, sarkıtlı, taht odalı bir mağaraydı. Mağarada mola verdiğimizde Ali G. bize ilk yardım çantasını anlattı ve ton balığı konservesinden ateş yakmayı gösterdi. Ateş yanarken de sohbet muhabbet ettik. Muhabbette Ali G. “Herkes bir sırrını söylesin, mağarada olan mağarada kalır.” dedi. O sırlardan da hatırladığım kadarını anlatayım... Şaka şaka. Mağarada olan mağarada kalır :)




            Mağara ekibim çok iyiydi, bayağı hızlı ve efektiftik. Herkes birbirine yardımcı oldu. Hanne sayesinde kameramız da vardı ki beni çektiği fotolar bulanık çıkmış, canı sağ olsun.

Çıkışta Murat öncümüzdü ve ben Murat’ın arkasındaydım. Bir ara ben öncülüğe geçtim. O sırada bizden sonraki ekiple karşılaştık. Murat diğer ekibin arasına girmiş, biz yolu bulamadık, Murat’ı da bulamadık. Murat’a sövdük. Sonra bir şekilde buluştuk, çıktık mağaradan. Mağara ağzına yürürken dışarının soğuğunu iyice hissettik. En sonunda dışarı çıktığımızda artık toprağın süsü kaybolmuştu; karlar erimişti, geriye çamurlu bozkır kalmıştı.




Kampa vardığımızda HÜMAK ruhunun hazırladığı güzel bir makarnayı yedikten sonra üstümü değiştim. Uykum vardı ama uyumadan önce odun toplamaya gittim. Etrafta sadece dere kenarında odun vardı. Biraz dal, biraz kütük topladık getirdik. Sonra yattım.

“Kağan, Kağan” diye bağıra bağıra Aşkın uyandırdı beni. Odun lazımmış, hava da kararmadan yine oduna gittik. Bu sefer daha uzak bir yere gittik. Zaten bu sırada son ekip de mağaradan çıkmıştı. Ateş başı hazırlıkları başlamıştı.

Ateş başı benim en çok eğlendiğim ateş başı oldu. Murat işe başladığı için 30 arpa suyu getirmişti. Herkese dağıttı. Bol arpalı sulu, bol türkülü, bol neşeli bir ateş başı oldu.

Ertesi gün traktör gelince eşyaları römorka yükledik, traktörü gönderdik, biz yürümeye başladık. Yolun bir kısmını serin bozkırda kendimiz yürüdük. Belli bir kısımdan sonra traktör geldi bizi aldı. Öyle böyle köye vardık.





Otobüs daha görünürde yoktu. Biz de daha önce adını bile duymadığım türlü oyunlar oynadık. Ki bu kadar eğleneceğimi hayal etmezdim. O kadar eğlendik ki otobüsün bir iki saat geç gelmesi sorun olmadı. Otobüs gelince elden ele eşyaları yükledik, koyulduk yola.

Köfteci Yu**f’ta mola verdik. Şimdiii ben normalde Köfteci Y**uf’u severim. Ama gel gör ki bu Köfteci Yus** bana gına getirtti. Öncelikle mekana girdik, yer yoktu, hadi eyvallah. Bekledik, zar zor bir masaya 4 kişi oturduk. Bekliyoruz, garson gelmiyor. Neyse ben çağırdım garsonu, geldi, aramızdan sadece birinin siparişini aldı gitti. Geri çağırdık garsonu, verdik siparişleri. Biraz garipti ama yine okey, sıkıntı yok. Sonra bekle babam bekle, gelmiyor siparişler. İki üç kere garsona söylüyoruz, bizden sonra gelenler almışlar yiyorlar. En son yavaştan arkadaşların siparişleri geldi, onlar yemeye başladı. Garson bana dedi ki “Sizin istediğinizden kalmamış.” Orada kafayı yedim, 20-30 dakika ellerinde kalmadığını öğrenmek için beklemiştim. Yine neyse dedim, bu sefer sucuk ekmek alayım bari dedim, bunu da bekledim 10-15 dakika. Sonra inanır mısınız? Önüme köfte ekmek getirdiler. Artık zaten 1 saatlik molanın ikinci saatindeydik, yedim onu kalktık gittik. Ama böyle bir deneyim yaşamam bana şunu fark ettirdi: Köfteci **suf’un çalışanları gerçekten özel bireyler olabilir.





Dikkatli bakarsanız hala önümde yemek yok.




Otobüse bindik gidiyoruz, bir de ne göreyim; bizimkilerin montlarına, ceplerine; mayonez, tabak, kaşık maşık girmiş. En son kalan patatesleri paket yaptırdığımız için otobüste FS’lerimize (özellikle Kübra’ya) bir patates tabağı yaptık. FS’lerimizi aç koymadık.

Otobüs okula yanaştı. Eşyaları tam da HÜMAK’a yakışır bir ruhla elden ele taşıyıp son kez vedalaştık. Evlerimize, yurtlarımıza döndük ve sonsuza dek mutlu mesut yaşadık.

Kağan Arslan 


 

İletişim

Bu blogda yazar olarak yer almak ve katkıda bulunmak istiyorsanız, blog yöneticileri ile iletişime geçmeniz yeterli olacaktır.



Blog Yöneticileri

HAKKINDA

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu (HÜMAK) 1988 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.

AMAÇ

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu 'nun (HÜMAK) çok yazarlı resmi ve gayrıresmi paylaşım ortamıdır.

Kafasından bareti eksik etmeyen tüm mağaracıları aramızda görmekten keyif, zevk, haz ve gurur duyarız, hoşnut kalırız..