20 Nisan 2026 Pazartesi

 

Kızılcahamam Anı Yazısı

Her şey o gün,sabahın ilk vaktinde başladı.Herkes aynı heyecanla okula geliyor,aynı amaç için buluşuyordu.Hatta biri, direkt o gün için kütüphanede kalıyor öylesine benimsemişiz yani.Otobüslerin gelmesiyle o gün tamamen başladı diyebiliriz. Herkes bir şekilde yardım etmeye çalışıyor, çabalıyordu.Artık ilerleyen dakikalarda "elden ele" mantığıyla çoğu işi hızlıca halledip yola koyulduk. Teker dönüş saati başlamıştı.Herkeste heyecan, o şevk ,o istek vardı;yani belli oluyordu.Kızılcahamam'a varana kadar faaliyet sorumlularının kısa açıklamalarından sonra sohbetin, muhabbetin dibine vurduk yol uzun. Herkes bir şekilde kendinitanıttı derken,bir anda raportör şeçimi yapıldı.Ben bizzat gönüllü olsam da bir kaç kişi olmamak için çabaladı;işin sonunda onları seçtiler. Sohbet ederken bir an bizim otobüs durdu vardık diye durmadık yanlış anlaşılmasın. Bir yerde bir sıkıntı var, belli ki... Derken, Buse'yle Burak'la sohbet sırasında bir anda "Burak!"sesi geldi.Jandarma Burak'ı çevirmişti.Burak sakin sakin jandarmanın yanına gitti;sorun olmadığını anladıktan sonra yola devam ettik.Ağaçlar artık bodur olmaktan çıkmıştı.Fikrimce, "ağaç" diyebilecek büyüklüğe, koca koca ağaç ya diyebilecek uzunluğa gelmişti.Bir Trabzonlu olarak ki bunu atlayamayacağım.Ankara'da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki,en Trabzon hissetttiğim yerdi.HÜMAK bana küçük bir karadenizsel atak yaşatmadı değil.Teşekkürler HÜMAK.

Yükleniyor: 687307/687307 bayt yüklendi.


Böyle bir fotoğrafla ne demek istediğimi daha iyi özetleyebilirim.Otobüsten inip son hazırıkları yapıp yürmeye başlamadan önce tulum ve mat almak için sıraya girdik.Son hazırlıklar saatlerce yürümeden önce son demlenmelerdi.

resim

Herkes çantaya bir şey koyma,düzeltme derdindeydi.Şimdi,bu anlardan geçmiş sonradan bakan bir göz olarak şunu net bir şekilde, daha doğrusu hem fikir olabileceğimiz şekilde söyleyebilirim ki herkes birbirine nasıl yardım ediyor yardımlaşma ruhu geçmiş belli ki.Mat,tulum derken - Hacettepe klasiğidir-bir sıraya girdik.Sonra artık hazırlık bitti derken, asıl olay olan yola koyulduk.Yolun uzun olacağına dair şüphem yoktu ama 6 saat sürmesi bana da şok oldu toplam kısa kısa üç molayla yolu bitirmiştik.Ama yolda sızlananlar,"Kaç dakika kaldı?","Sonraki molaya ne kadar var?"diyenler...duymadığımız şeyler değildi. SON BEŞ DAKİKALAR! Ah,O son beş dakikalar...

resim

Burada artık ilk molamızı verdiğimiz yerdeydik.Daha yolun başındaydık.Herkes bir şeyler atıştırıyor, yola tekrar koyulmaya hazırlanıyordu.Yürümeye devam ederken birden Şipşak Ahmet’in kamerasına yakalandık.Faaliyet sonrası herkesin kendini aradığı o fotoğraflar...Bir kaç tanesini göstermeliyim atlanmaması gereken fotoğraflardan bir kaç tanesi.

resim

Böyle fotoğrafları görünce daha iyi iddialı oluyor sanki.Artık yol bitti,kamp alanına vardık.Herkesin derin bir "Oh!"çektiğini hissettiğim an...Kamp alanına vardığımızda kamp ateşi yanıyordu.Bir kaç kişiyi de görünce kamp alanının orası olduğu kesinleşmişti.Sonrasında çadır sorumlularımızla birlikte çadırı kurduk.Kısa günün karı (kısa gün şüpheli) bize yeni çadır düşmüştü,ilk kullanan biz olmuştuk.

resim

Kamp alanına tepeden baktığımız herkesin sırayla inci gibi dizildiği o yer...Artık Işık Dağı'na varmıştık.Bu fotoğrafı çekerken de çok iyi çıkacağını anlamıştım.Pinterestte karşıma çıkmış gibi... Artık herkes tanışma,sohbet muhabbet derken arada oduna gidenlerle birlikte saat geçiyordu.Oduna gitmek derken asla atlamadan geçemeyeceğim olayı anlatmam gerekiyor eğer bir anı yazısıysa bu olay buraya yazılmalı. Odun toplamak için yürüyeceğiz ama Berkay şu haberle geliyor:"Bir odun var,onu almamız lazım. Çok kişi lazım."Hazırdık, Bir olduk gidiyoruz.Meşhur odunun yanındayız ama o bir odun değildi!Öncelikle ağaç demeye bile bin şahitister, koskoca ağaç ama dallı budaklı. Bir şekilde kırılmış ama onu ordan almaya alandaki herkesi getirseydi bile alabilir miydik,bilmiyorum.Birkaç kişi kesmeye çalıştık,direkt dönmedik yani buraya dikkat çekmek istiyorum.Caner'in olmayacağına inandırması ve uzun ikna sürecinden sonra,seneye alabileceğimize ikna oldu Berkay.Odundan döndükten sonra mantı yemeyi kaçıranlar oldu, biraz tatsız ama ben odundan önce yiyenlerdendim.Mantı sırası,sonra ateş başı sohbeti...Şarkılar,çile yarışı derken saat geçmişti.Herkes birbiriyle konuşurken ve gece devam ederken bir yerlerden marshmallow çıktı o ateşte kaçmazdı,o ateşe yakışırdı.İlerleyen saatlerde eşlikçi olarak közde mantarda yapan görmüştüm.Eskiden beri süregelen üyeler sürekli bunun üstünde durmuştu:"HÜMAK varsa aç kalmazsınız."Gerçekten, sürekli bir ateş başında eşlik eden kuruyemişler,atıştırmalıklar...Sabah olsun,akşam olsun o tatlı sohbetlerin eşlikçisiydi.

resim

Bu ateşin başında oturmanın bile verdiği hissi galiba yazarak hissettiremem. Bizzat bu yaşanmalı. Uyumaya geçmiştim artık.Ateşten uzaklaşmakla soğuğun peşimi bırakmaması bir olmuştu.Sabaha karşı beş derecelere düşecekti sıcaklık.Masum masum uyku tulumuna gireceğimi sanarken fermuarı bulamamam bir oldu.Uyku tulumu bozukmuş!Asla unutmam artık o uyku tulumunu iki numaraydı.Mıh gibi aklımda.O an üşümek çadır sorumlusuna haber vermekten daha kolay geldiği için kendimi uyuyabileceğime inandırmıştım, haksız da çıkmadım.Uyudum.Üstüme sonradan uyku tulumu atılmış,daha iyi durumdayım belli ki.Sabahın yedisinde çalan alarmımla uyandım. Neden sabahın yedisine alarmım vardı bilmiyordum, o an bana da şok olmuştu.Kaltık ateşin başında dün kaldığımız yerden sohbete devam ettik.Sonra Ayşe'yle birlikte domates doğramaya başladık. Nurdan soğanları kesiyor,Olgun biberleri doğruyor, kızlarda biberleri yıkayıp kesiyor derken menemen hazırlıkları başlamıştı.Uyanmayanlar uyandırıldı, menemen pişmeye başlamıştı.Burak var gücüyle karıştırıyordu ekip işiyle kahvaltıda bitmişti.Artık saat,tekrar yola koyulmaya başlanmak için tamamdı.Çadırlar kaldırılmaya başlandı, yavaş yavaş herkes kendi çadırını kaldırıp mıntıka temizliğine başlamıştı.

resim

Burada artık her şey tamamlanmıştı.Son bakış...Artık Işık Dağı'ndan ayrılmadan,Şipşak Ahmet’in fotoğraf makinesiyle toplu fotoğraf çekildik.Herkes son ayarlanmalarını yaptı, koskoca ekip kadraja sığmaya çalıştık.Evet... Ben çok kadraja sığmayı başaramamışım,belli ki.

resim

Yola çıktık.Aynı yoldan gitmiyorduk;geldiğimiz yönden farklı yönden gidiyorduk.Altı saat yürüyüşe hazırdık aslında.Öyleydim.Yürüyüş devam ederken,bir yer gelirken mola verdiğimiz yere de yola da benziyordu orasıymışta zaten.Daha kestirme bir yoldan dönüyorduk,yolda anlamış oldum.Dönüşün sıkıntılı yanı sadece çöpleritaşıma kısmı oldu diyebilirim. Bence buna oradaki çöpü taşıyanlar katılacaktır bir iç ses olarak.Bir zaman sonra ona bile alışıldı; o bile göze gelmemeye başlamıştı.Yürümeye devam ederken artık mola vereceğimiz yere gelmiştik.Dinlenirken drone uçurdular, hazırlanıp tekrar yola koyulduk.Artık otobüslere çok az kalmıştı; yaklaşık 2 saat yürümüştük.Matları ve tulumlarıteslim ettik, "elden ele"aynıfaaliyetin başında yaptığımız gibi eşyaları araca yükledik.Ekip kalabalık olduğu için işler o kadar kolay ve kısa sürüyordu ki...Artık biz de araçlara binmiştik;teker dönüş saati gelmişti.Aracın az gitmesiyle durması bir olmuştu.Meşhur pideci daha geneltabirle güzel bir yemek yerinde pideler yenilmişti.Tekrar araca yerleştikten sonra Beytepe istikametine varmak üzere yola çıktık.Yorgunluktan bitap düşenler oldu,uykusuna yenik düşenler oldu.Fırsattan istifade Ayşe fotoğraflarını çekmişti otobüste uyumanın karşılığı olacaktı yani.Küçük küçük kestirmelerle, arada uykuya dalmalarla Beytepe'ye varmıştık.El birliğiyle eşyaları odaya yerleştirip günü kapatmıştık.Herkesin bu yorgunluğunu yarın uyandığında gideceği ders almıştır diye düşünüyorum.Son olarak, şahsen bunları söylemeden bu yazıyı bitirmek istemiyorum:Kızılcahamam'ı bu kadar çekilebilir kılan şey tamamiyle ekipti.Herkesin bu kadar kolay iletişim kurması,utanmadan sıkılmadan rahat hissedebilmesi, rahatlıkla etrafındakilerle sohbet edebilmesi...Bu güven ortamını ,o sıcaklığı sağlayan ekipti.O güne dönüp baktığımızda herkesin kafasını kurcalamadan rahatlıkla bunlara söyleyebileceğine eminim.Yürürken son kalan beş dakikalar, kimsenin yolun sonuna,kamp alanına ne kadar kaldığını bilmeyişi,inceden inceden yorgunluklar,sızlanmalar. Kimsenin bu faaliyetin böylesi geçeceğini bilmeyişi...Bazen eksileriyle daha da çok artılarıyla,beklemediği şeydi ama dönüp baktığımızda ve faaliyet konusu açıldığında tek kişinin bile faaliyetin zorluklarından bahsettiğini duymadım. Herkes faaliyeti konuştuğunda,içindekileri söylerken son cümleyi yürünülen o saatlere,ısınmak için verdiğimiz o çabalara her şeye hakkıyla değerdi diye bitiriyor o günü.Uzun lafın kısası, demek benim gibi düşünen onlarcası var.HÜMAK bunu dahası bu duyguyu ilk faaliyette yaşatabilmesi gerçekten kültüründen mi, yılların verdiğitecrübelerden mi, doğasından mı, samimiyetinden mi hangisinden geliyor bilmiyorum belki hepsinden yazamadığım dahasından geliyor.Ama herkes adına söyleyebilirim ki: İyi geliyor.Kamp alanına vardığımıda herkesin yüzündeki vatan gülüşü,ateş başı sohbet,söylediğimiz şarkılar,ortamdaki o ambiyans belki de uzun zamandır herkesin bulamadığı o dinginlikti,sakinlikti sıradan hayatın durak noktasıydı.Herkesin hayatında unutulmaz bir tecrübeydi.Her şey için teşekkürler HÜMAK.



1 Nisan 2026 Çarşamba

HA BU UŞAK NEREYEDUR

      Benim için her şey bir ortabahçe sigarasında başlıyor. Oğulcan, Caner ve ben bir sonraki mağaraya gitmeyeceğimizden, sadece Çokrağan olursa gidebileceğimizden bahsedip sigaramızı içtik. Ben “Bu sene ilk dönem yokum.” dediğimden sanıyorum, sadece 2 gün geçiyor ve bir mesaj: ÇOKRAĞAN FAALİYETİ.

    Bu mesaj tüm planları bozan, yeni planlar kurdurtan, biraz da hayatdiken diyebileceğimiz bir mesajdı. İlk defa bir faaliyetin 1 ay önceden hangi mağara olduğunu bilmek müthiş bir heyecan yaratmıştı. Her gün insanlara “Çokrağan? Geliyor musun? Ben gideceğim.” (Tabii alınır mıyım tedirginliği dahilinde.) Hayat sadece Çokrağan’daki by-pass, baca, buralardan nasıl geçeceğim, ne kadar güzel oldukları vesaire olmuştu.

    Bir yandan işsiz Kübra iş ararken işletmelere Çokrağan tarihlerinde burada olmayacağını, eğer alacaklarsa bunu kabul etmeleri gerektiğini söyleyerek iş arıyordu. Neyse oralara takılmayalım, sadece ne kadar istediğimi anlayın. Ha derseniz ki “Senin Çokrağan aşkı nereden?”, sizi daha fazla merakta tutmadan anlatıyorum.

    HÜMAK’ta ilk senem (geçen sene). 3’te 2 yapmak için ne olur ne olmaz, belki üçüncü faaliyete gidemem diye Kızılcahamam ve Devrekani’ye gitmiş, 3. faaliyet olan Çokrağan’a sözde 2 sınava çalışacağım için gitmemiştim. Ekip döndü, herkes acayip mutlu. Mağara, kamp alanı vs. Herkes deli dehşet “Neden gelmedin?” diye beni darlıyor ve ben o sınavdan düşük aldım (hatta dersten kaldım ;().

    Nasıl pişmanım. Herkes sussun istiyorum. Ne yapmış olabilirler? Nasıl bu kadar mutlular?

    Hayat şu an fıkır fıkır.

    Çokrağan yolu başlamak üzere. Odaya her şeyim hazır gidiyor, oduna davet ediliyorum. Ali Özgür, Derin, ben ve birkaç arkadaşımız ile odun topluyoruz Hacettepe yaylalarında. Araçlar geliyor, araçlara eşyalar yerleştiriliyor ve biz HÜMAK hareket ediyor.

Dındın dındın dındın.

    Kamp alanına geliyoruz. İlk ekip hazırlanmaya başlıyor. Onlara Sude ile sandviç hazırlıyoruz. Bu koşuşturmaca bana nasıl zevk veriyor... Herkes bir işte. Çadırlar kurulacak, insanlar aç, mağaraya girecekler, ateş yok, oduna gidilecek.

    Sandviçlerini yiyen ilk ekibi mağaraya uğurluyoruz. Kübra birkaç saat gözlerini kapatıyor.

    Uyandım. Artık saat 2 mi 5 mi bilmiyorum. Saatin önemi yok. Ekipler giriyor. Ben son ekibim. Tekrar uyusam mı diye düşünürken girecek olanlara ve çıkacak olanlara yemek yapmaya başlıyoruz. Yok yok, soğanlı mantı değil, korkmayın: kıymalı makarna.



        Kendimi övmeyi hiç sevmem bilirsiniz ama Hataylı Caner ve Islak Hamburger Şefi Furkan iş birliğinde yemek hazırlıyoruz. Bir şölen adeta, sanat eseri. İçine sevgimizi, ellerimizdeki mikropları (en önemlisi) ve biraz da baharat kattık. Ha bu yemek girişimi öncesi çardakta otururken Alpir başkanımın bize elleriyle kaşar kesip bizi beslemesini atlayamam. Başkanıma ithafen (ebruşko üzgünüm bu fotoğrafı çok aradım)




    Sonra Ebruşko (kendileri jeoloji mühendisliği okuyan, çok çok sevdiğim arkadaşım) bizi partilemek üzere çadırına davet etti. Alpir, Caner, ben; kumanyamızı toplayıp Ebruşko’nun çadırına geçiyoruz.

    Tüh, Berkay burada!

    Kısık sesle konuşup onu hiç rahatsız etmememize rağmen uyanıp bize ağza alınmayacak laflar söyledi. Neyse ki bir sürü cips kombo ve mango verdiği için onu seviyorum.

    Tok ayılar ikinci yemeği yiyince yatışa geçiyor. Ben pantolonumun altında şort olduğundan onu çıkarmıştım. Berkay “çıplak!” diye bağırdı, ciddiye almayınız.

    Ebruşko hayatının en iyi kaşıklanmasını yaşamış olmalı ki ne desem uyanmadı 😏.

    Çok huzurlu uyku saatlerinin ardından neredeyse faaliyetin en güzel kısmına geliyoruz. Ozan, Caner’i ve beni uyandırmaya geliyor. Çünkü öncü Ozan, artçı GG ve Caner’le ben de varız. Abi, bu benim en iyi mağara ekiplerimden gerçekten.

    Emeği geçen, bizleri aynı mağara ekibine yazan FS’lerim Alpir, Yunus’um ve Tulca’ya çok çok teşekkür ediyorum. Hazır gelmişken: baya iyi faaliyetti, ellerinize sağlık FS’lerim.

    Bu ekip bildiğiniz seçmece.

    Benim gelirken hiçbir şeyden ümidim yoktu. Mağarayı görecektim ve okey diyecektim.

    Giriş o giriş. Çiçekte eldiveni unuttum, heyo çekilmiş, duymamışım. Az sonra hayat başlayacak.

    Öncümüz Ozan, GG’ye öncülüğü devrediyor ve mağara serüvenimiz başlıyor. Hurcu almayı unutmuşum. Mağarada ilerlemişiz ama zaten loop’a girdiğimiz için sorun yok. Başladığımız yerden hurcu alıp devam ediyoruz.

    O kol senin, bu kol benim. O loop benim, o loop GG’nin.

    Duru, Kağan, Caner ve ben ilk defa keşfediyorduk.

    Yine bilmem hangi loop’un neresindeyim. Bir yer var: önce ikiye ayrılıyor, sonra sağdaki kol tekrar ikiye ayrılıyor. Geçici öncülüğümde Kağan’ı sağdan gönderiyorum, sonra sola dönüyorum. Benim ilk girdiğim sol, Kağan’ın ilk gittiği sol kol ile aynı yere çıkıyor.

    Bir loop’u böyle keşfetmek çok güzel.

    Bekliyorum ekip burada toplansın çünkü 3 kol daha var. GG ilk gelen olduğu için benim merak ettiğim, sadece sola veya sağa yatış pozisyonunda girilen bir daral var. GG gelince girmeye çalışıyorum. Sonrasında sağa ve sola yol var gibi. Girdim, kendimi çekiyorum.

    Noni noni… hayır, burada yol yok. Ama çok dar ve güzel.

    Sonra kollara devam ediyoruz. Bu sefer GG önde. Bir şey duyuyorum.

    “Hayır olamazzzz!”

    Ne oldu GG diye bekliyorum. GG geliyor. Neredeyse mağaranın ilk 15 dakikasında falan denk geldiğimiz aşırı kaygan bir kol. Öyle bir loop’tayız ki çıkışa çok yakınız.

    GG bir başka yol buluyor aşağıya doğru ve oradan devam ediyoruz.

    Looplar mağarayı daha da gezilesi, görülesi hâle getiriyordu bence. Her gördüğüm kol “Acaba daha önce geçtiğim bir kola bağlanıyor mu?” hissi çok güzel bir keşif duygusunu tetikliyordu.

    Bu ekip makine dersek yalan olmaz (silahımız bile vardı).



    Her kolu göreceğiz diye galeriyi görememiş olabiliriz ama by-pass’ta herkesin videosu olmuştu (geçen sene en kıskandıklarımdan).

    3 dakikaya yakın mutlak karanlık ve sessizlik yaparken mağaradan gelen şıp sesi adeta çiçek açıyor gibiydi. Herkesin hipnoz olmasına, çiçekler düşünmesine sebep olmuştur (ör: ben).

    Bu güzel ekip mağaradan çıkıyor. Ekibimden razıyım, Allah da onlardan razı olsun. Ekibim zor anlara rağmen güçlü durarak değilse de dayanarak mağaradan sağ salim, eğlence dolu ve acayip mutlu çıkıyor.



    Son ekip olduğumu sanarken fotoğraf ekibiyle karşılaşınca “Kurtarmaya mı geldiler acaba?” diyoruz. Neyse ki değiller. Biz iyiyiz, onlar da iyi. Hadi kamp alanında görüşürüz.

    Kamp alanına vardık. Bir parti daha kıymalı makarna yiyoruz. Ee, fotoğraf ekibi de çıktığına göre ateşbaşıııı.

    Herkes hazırlık yapıyor, ilk mağarası olan arkadaşlar konuşuyor derken ateşbaşı 




    Ben üzüm suyumu alıp geliyorum. Masum, sadece üzüm suyu içip kafayı bulacağını sanıyor.

    Saim gelmiş yani damacana gelmiş.

    Da ma ca na.

    Başlıyorlar tek atıyor herkes. Çok kolay duruyor ama çok da korkutucu. Halil, Caner 2 tane dikleyince etraftaki kızlara bakıyorum çünkü benden çıkmaz.

    Nedense Ebruşko diyorum. Sonra rota bana dönüyor.

    “Hataylı değil misin? İçersin.”

    Ben içemem desem de içesim de gelmişti ne yalan söyleyeyim.

    Herkesin öğk yaptığı şeyi kokladım. Bence sorun yok. Yani yoktu.

    Tekledim.

    Bitti.

    Çemberin arkasında üzüm suyumu içmeye devam ediyordum ki insanlar dönüyor. Ayaklarımı kontrol edemiyorum. Başımın dönüşü okeydi ama ayak...

    Ya düştüm ya düşeceğimi hissettim. Yanımda bulduğuma tutunuyorum düşmemek için.

    (Bu güzelim fotoyu bir film sahnesi gibi hatırlıyorum🙃)



    Bunları anlatırken bile utanıyorum ama yaşandı artık, yok sayamam 

    Öyle bir hayatdikeni yapılmış ki ben artık yokum.

    Sevdiğim insanlar geliyor. Onları arada bir hatırlıyorum. Nunu, Nalan, Aşkın, Gökçen, Halil, Caner, Tulca, Sü derken bir sürü insan bana katlanmak zorunda kalıyor.

    Buradan tekrar şükranlarımı iletiyorum. Çokça zahmet vermişim.

    İnanın anlatılanların yarısını hatırlıyorum.

    Üzüm suyumu vermeyeceğim çünkü içip bitirmek istiyorum. Ateşi de çok seviyorum, izlemesi çok güzel. O yüzden çadıra da gitmiyorum.

    Ben uyuduğum saati bilmiyorum ama uyandığımda çadırda Caner ve Berkay kenarlarda, yanımda ise Deniz vardı.

    Berkay yanındakinin kim olduğunu anlamadığı ve kaşık sevmediği için yapmamış. Uyandığımda üşüyordum. Denizden de emin olamadığım için ben de ona kaşık yapmadım.

    Berkay’ı kaşıklamış uyumuşken bir süre sonra gittiğini fark ediyorum, galiba artık uyanmam gerekiyordu. Çadırdan çıktığımda hâlâ başı dönen biri olduğunu görünce şok oluyorum. Celilişko nedense hâlâ adımlarını düz atamıyordu. Be adam insan bari uyanınca kendine gelir diyerek gece insanlara verdiğim rahatsızlıkları tınlamadan bebeye kahve yapıyorum. 

    Çünkü saat sabahın 11’i. İnsanlar toplanacak, hazırlanacak, yola çıkacak.



    Toplanma, hazırlıklar, mıntıka derken arabaya yerleşip yola çıkıyoruz. Muavinin koltuğunda dönüş yaparken artık bir ara uyuyakalıyorum.

    Evet, Köfteci Yusuf’un yanındayız. Yemekler söylendi, tatlılar... “Ben gay miyim?” diyerek tam porsiyon söylendi ama ne yemeği ne tatlıyı bitirebildim (gaymişim).

    Tekrar yola çıkıyoruz. Ara sıra küçük molalarla varıyoruz kampüsümüze.

    Her şeyi indirip kalanlarla odada tulum, çadır havalandırma işinden sonra tamamen dağılıyoruz.

    Temizliği de oldukça çetrefilli süren bu faaliyet anılarda, hiçbir şeyi hatırlamamak suretiyle hep yaşayacak.

    Çok uzun ve detaylıydı. Bu hikayeyi bazı yerlerde kahraman bazı yerlerde ise gözlemci olarak yazmamın sebebi bi ara bilincimi kaybetmiş olmamdır. Umarım benim eğlendiğimin yarısı kadar da olsa eğlenmişsinizdir.

    HÜMAK’la kalın.

    Sevgiler.


Kübra Pehlivan     


 

İletişim

Bu blogda yazar olarak yer almak ve katkıda bulunmak istiyorsanız, blog yöneticileri ile iletişime geçmeniz yeterli olacaktır.



Blog Yöneticileri

HAKKINDA

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu (HÜMAK) 1988 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.

AMAÇ

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu 'nun (HÜMAK) çok yazarlı resmi ve gayrıresmi paylaşım ortamıdır.

Kafasından bareti eksik etmeyen tüm mağaracıları aramızda görmekten keyif, zevk, haz ve gurur duyarız, hoşnut kalırız..