8 Kasım 2021 Pazartesi

Canımız Devrekanimiz

 

Bölge: Karadeniz
İl: Kastamonu
İlçe: Devrekani
Köy: Sarpunalınca Köyü
Faaliyet Tarihi: 28-31 Ekim 2021
Anıyı Yazan: Rumeysa Toper
Faaliyet Sorumluları: Can Tarcan, Emir Çağan Yıldırım, Metehan Çetin



Yine, yeniden ve pek çok defa daha olmasını dileyerek ben! Tabii ki yine tüm romantikliğim ile buradayım. Hevesim, baretim ve botlarım da benimle birlikte! Öyle bir heves ki yazının buraya kadarki kısmını daha faaliyete gitmeden yazmaya başladım. Buna sabırsızlık demek daha doğru olabilir aslında. Uslanmaz bir sabırsızım evet ve bundan hiç pişman değilim. Sabırsızlık hep kazandırdı bana. Siz yine de bana uymayın tabii! Sabırsızlık, acelecilik ve muadillerinin kaybettirdiğini söyleyen büyükler de var. Yalnız sabırsızlık ile hızlı karar vermek arasında fark var, bunun da altını çizmek lazım. Demem o ki can havliyle birine veya bir şeye tutunanlar mutlaka büyüklerin sözlerini bir üstlerine alınsınlar 😊 Bu cümleleri şu an metrodan yazıyorum, az sonra Beytepe durağına gelmiş olacağım ve birkaç saat sonra mağaraya doğru yola çıkmış olacağız…

Bir o yana bir bu yana bir öyle bir şöyle oturmaların ardından neyse ki otobüse bindik ve otobüs Devrekani’ye doğru yola koyuldu. Tıngır mıngır giderken bir paaaat sesi ve otobüs bir anda fazla tıngırdamaya başladı. Lastik patlamış… Neyse biz çektik otobüsü kenara derken bir bağırtı gürültü koptu! Meğer bizim lastik patlayınca yola sıçramış, arkamızdaki araç da ha çarptı ha çarpacak zor kurtarmış kendini. E tabii bu durumun sinir harbiyle de bize dayandı adam. Biraz bağırtı biraz küfür biraz polis biraz tuvaleti gelmiş hümaklılar derken yol desteği geldi, tekerleği değiştik ve tekrar tıngır mıngır yola. Şu an diyorum ki iyi ki yolda o kadar vakit kaybettik. Zira bu sayede kamp alanına sabah varmış olduk, aksi türlü gece varsaydık çadır kuracağız derken yaşam savaşı içinde donarak ölebilirdik! Tabii ki mübalağa yapıyorum ama hava gerçekten müthiş soğuktu ve ben kampın ilerleyen zamanlarında ne olur gece gelmesin diye bir köşede oturmuş dua ediyordum. 

Yolda fütursuzca uyuduktan sonra payıma düşen tabii ki mağaraya ilk ekiple girmek oldu. Öncüm Ece, artçım Baho, ortada mis gibi insanlar ve canımız Sarpunalınca mağarası. Kaçınılmaz bir şekilde Baho’nun gazabına uğrayarak mağaraya oldukça sulu bir giriş yaptık. Çünkü neden ıslak yol varken kuru yolu tercih edelim? Ruh hastası mıyız biz? Cevap veriyorum evet. Her şeye rağmen Baho’yu seviyorum iyi ki artçımdı. Velhasıl kelam bol bol inip çıktıktan güzelce de bir ıslandıktan sonraaa ışık göründü ve biz mağaranın arka çıkışına varmış olduk. Ekibin biraz dinlenmeye ve ısınmaya ihtiyacı vardı o yüzden güzelce atıştırmalıklarımızı yedik, ateş yakıp ısınmaya çalıştık. Mağaradan değil de dışardan mı dolansak diye diye zaman biraz geçti ve en mantıklı kararın geri mağaradan dönmek olduğu sonucuna vardık. Popomuza nişadır sürülmüşçesine bir hızla mağaradan çıkmaya koyulduk ve başardık. 


Botlarımızdan gelen fışk fışk sesleri eşliğinde kamp alanına geldik. Kamptakiler bizi ezogelin çorbası ile karşıladı. Biraz çorba biraz mağara birası bir de ateş oooh kendimize geldik! Bende dur durak bilmeyen bir enerji bir sonraki ekibi de mağaraya yolcu etmeye gittim. Hop geri döndüm, hala yerimde duramıyorum hop mağaraya tekrar gittim. O esnada Utku, Kerem, Kuzu ve Burhan mağaranın üst tarafında döşeme yapıyorlardı. Onlara lojistik destek atıp çay ve kahve götürdük. Orada öyle akşamı ettik. Kampa varınca yemekler pişmişti ama ne yemekler… Patlıcan musakka ve makarna ÜÜÜÜFFFHHH! Güzelce doyduk ve kaçınılmaz olarak gözlerimizi ateşe dikip hipnotize olmaya başladık. Benim yine babaanneliğim tuttu ve ben erkenden uyumak için çadırıma gittim. Şimdi bu noktada havanın -374623756328 olduğu Kastamonu’da tek başına kalan Rumeysa için 1 dakikalık küfür duruşu yapıyoruz arkadaşlar çünkü 2 saat sonra dişlerimin birbirine vurma sesiyle uykumdan uyandım. Ama zamanlamam müthiş! Burak Kadir’in keyif saatine denk düştüm. Orada olanlar orada ve midemizde kalsın isterim ihihi. Bir süre sonra donacak olsam da uyumak için ant içmiş olduğumdan tekrar TEK kaldığım çadırıma geri döndüm ve uyudum ya da soğuktan bilincimi kaybettim emin değilim.


Güneş ışıkları gecenin soğuğunu kırmaya başladı ve bilincim tekrar yerine geldi. İlk ekip mağaraya gitmiş, kahvaltı hazırlanmaya başlanmış bile. Kahvaltımızı yaptık, sohbetler ettik. Keyifli ve huzurlu bir sabahtı benim için. Özlediğim ve biraz da olsa bu özlemi giderdiğim bir sabah… Sonra bu sefer de Egemen ile döşeme ekibine lojistik desteğe gittik ama oraya gram güneş ışığı vurmuyor ve ben gene donuyordum. Sanırım bu anıya mutlu son yazamayacağım… Ama neyse ki Egemen ve Töre gelip yürüyüş teklifinde bulundu ve biz ormanı keşfe çıktık. Büyülü bir yürüyüş oldu bizim için, önümüzde loş ve yemyeşil bir orman, yerlerde siyahlı kırmızılı mercanımsı mantarlar… Dedik ki güneş alan bir yer bulup az dinlenelim. Mis gibi bir yer bulduk. Töre bize yastık oldu, arkamızda bir ağaçkakan ağacı kakmakla meşguldü ve biz çok tatlı bir uyku uyuduk. 

Bu esnada başkanlar ekibi mağaradaydı. Evvet başkanlar ekibi. Kim bu ekip; Turgay ve hanımı Tuğba (kendisi eş durumunda ötürü ekibe dahil oldu, başkan değil), Utku, Bahadır, Melike, Nart, Beyza, Emir ve Mert. Bu ekip bizim aksimize kutsal bir görevi yerine getirmek üzere mağaraya girdiler. Turgay ve Tuğba’nın evlenme merasimi… Duyduğuma göre Turgay Tuğba’ya suda evlenme teklif etmiiiş! Üstüne bir de galeride nikah kıymışlar! İyisi mi siz yine de mağarada olanları o an mağarada olanlara sorun. Ben dışarda olanlardan devam edeyim. Dışarıda olansa hayatlarını paylaşmak arzusuyla birleşen, birbirlerini seven bu iki güzel insan için gülümseyen bizler… Bırakın evliliği bir insanın bir başka insanı sevmesi hep büyülü gelmiştir bana. Bir an durun ve bir insanı sevdiğinizde hissettiğiniz o duyguları düşünün, ona baktığınızda, o konuştuğunda. Karnınızdan hatta bacaklarınızdan doğru vücudunuza yayılan bir karıncalanma, bir enerji hissedeceksiniz. Bunun tanımı büyülü değil de ne olabilir ki? Ben birbirini bulan bu iki şanslı insana bir tur daha kadeh kaldırmak istiyorum. Hadi siz de bana katılın elinizde ne varsa artık; çay, su, bira, hiçbir şey ve tokuşturun onlar için “Sevginiz ve huzurunuz daim olsun!”. Sevmek ifade etmenin ötesinde o ifadeyi unutmamaktır da, dilerim biz de sizin gibi hafızamızı güçlü tutmayı başarırız!

Nerede kalmıştım? Hah. Biz uyuyorduk ve mağarada bir kutlama yapılıyordu derken uyandık ve kampa geri döndük. Şeyma annemiz yine bizi doyurmak için ateşin başına geçmişti. Bakın ben bir pilav delisiyim, pilav yemenin ötesinde güzel bir pilav yemek hele bir de o güzel pilavı kampta yemek… Şeyma’nın öpülesi elleri var ne diyebilirim ki! Yemeklerimizi yedik, herkes diyarında muhabbetinde… Faaliyetin en sevdiğim kısmı geldi. Tahmin edersiniz ki konuşma yapmak. Bu kadar sayfa anı yazan birinden başka türlüsü de beklenemezdi zaten. Çünkü kelimelerden ve gülümsememden başka hiçbir şeyim yok. Durun durun konuşmalardan önce ne olduğunu söylemedim! Çok ateşli bir andı… Ciddiyim! Yüzüklerin kurdelesini Inferno ateşten aldığı bir dal ile yaktı ve biz Turgay ile hanımı Tuğba'yı nişanlamış olduk! 

Sonra faaliyet sorumluları konuşmayı başlattı, mağaraya ilk kez girenler devam etti ve Turgay sonlandırdı. Ama tabii ki eskiler de bu arada dilinin dizginini tutamadı. Onlardan biri de bendim. Nasıl tutarsın ki? İnsanlar için bazı şeyler zamansızdır. Belki 10 kez yapmışsındır ama her seferinde ilkinmiş gibi bir duygu kaplar içini ve anlatmak istersin. Mağaracılık da benim için zamansız bir uğraş ve hümak… Çok şey kattı bana epey çok şey. Hatırımdan hiç silinmeyecek anlar, duygular. Bir gün bir sevgili, bir gün bir ev arkadaşı, ilk günden beri çokça dost. Bu gün oldu kendi kendime adım atmak için bana yol çizdi. Unuttuğum şeyler varmış meğer bana onları hatırlattı. Değişimden kaçamıyor insan hatta kısacık bir zaman zarfında neler ne kadar değişebilir aklı almıyor. Çok sevdiği bir insan bir anda yüzüne bakmaz oluyor örneğin ya da dün bamyayı hiç sevmezken bugün seviyor oluyor… Ama hümak hiç değişmiyor, 1988 yılından beri bize yuva oluyor. Anının bu noktadan sonrasını tahmin edersiniz, faaliyetin son günüyse alkol izni de verildiyse şarkılar, danslar, ağlamalar, gülmeler, bol bol konuşmalar. Bazen de susup sessizce izlemeler. Bizi izlerken aklımda hep şu cümle,

Bir gün gözleri kapandığında, kalpleri sonuna kadar açık olacak.


r*

29 Haziran 2019 Cumartesi

Mağaralar Bitmez, Biz İnemeyiz

İbradı / Başlar Köyü Ekspedisyon Anısı (19-23 Nisan 2019)


Bölge: Akdeniz
İl: Antalya
İlçe: İbradı
Köy: Başlar Köyü
Faaliyet Tarihi: 19-23 Nisan 2019
Anıyı Yazan: Rumeysa Toper
Faaliyet Sorumluları: Melike Özbayrak, Kerem Ceyhan, Mert Eren


Ekspedisyon kelimesinin anlamı nedir? Ekspedisyon, özel bir amaçla yapılan, görece zorlu, belki uzun bir yolculuktur. O zaman faaliyetin şu şekilde bir resmini çıkarabiliriz; Konu: Bir grup Hümaklı'nın ekspedisyon faaliyetinde yaşadıkları. Ana fikir: Keşfetmek arzusu. Giriş: Bir grup Hümaklı kamp alanına varır. Yuvasını kurar, nefeslenir ve keşfe hazır hale gelir. Gelişme: Sürprizlerle dolu dağlara, el yaralayan kayaçlara, ağrıyan dizlere aldırmaksızın arar durur Hümaklılar. Sonuç: Üç gün süren amansız bir arayışın ardından bulmayı istedikleri şeyi kısmen bulurlar. İçlerinde kocaman bir heyecan, bir de bir türlü dur durak bilmeyen keşfetmek arzusu.


Bu resmi çıkardım çünkü anıyı kişi, olay ve bağlam çerçevesinde yazmak istemiyorum, şiir tadında yazmak istiyorum. Zira bu resim kalbimde asla unutmayacağım bir yerde yuvalandı, Hümaklılar gibi. Dört gece dört gün yaşanan her bir an, her bir anı, her bir insan aklıma, kalbime, ruhuma kazındı. Ana fikir buydu ya, keşfetmek arzusu, peki bu ne demekti? Yolda olmak. Varış yerinin değil, yolculuğun kendisinin bize huzur verişi bu. Aşk gibi.


Bu yüzden ekspedisyon, bir yolculuk. Yolculuklarda hikayeler asla bitmez. Her şey çok dinamiktir. İnsanlar değişir, yollar değişir, duygular değişir. Gelgelelim her şeyin bir sonu da vardır. Mağaraların dibine inilir mesela, bir noktadan sapmaksızın ilerlendiğinde o noktaya geri dönülür örneğin ya da çok sevdiğin bir şey kaybedilebilir sonra dünyanın en derin noktası 10 km kadardır. Çok basit bir kuraldır bu. 



İşte sonsuzluk tam da bu an başlar. Çünkü insan kaybedince kaybetmiyor aslında, sonuna geldiğinde sonuna gelmiş de sayılmıyor ya da aynı noktaya dönmüyor sapmadan ilerleyince; içinde bir kıpırtı olmadığında kaybediyor insan, hissettiği o pürüzsüz mutluluğu unuttuğunda, ancak o zaman sonuna geliyor ya da hep aynı noktaya dönüyor.





R*

9 Mart 2019 Cumartesi

2018/19 ( 14 - 16 Aralık ) Kapaklı Kuylucu

Merhabalaaaar efendim!Ben Ranaaaaa…Şapkalı a’yı bu klavyede bulamıyorum.Lütfen şapkalarımı unutmayınız.😃 Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesinde Biyoloji okumaktayım,biyolog adaylarımız iyi bilirler…Vizeler başlar…ikinci vizeler…üçüncü vizeler…lab sınavları…finaller derken dönem bitiverir.Bölümümün harika(!) bir sınav takvimi olmasından mütevellit ve kendini durduk  yere temizleyen bellek kartımdan ötürü aslında şu anda çoktan bitmiş olması gereken fakat bu talihsiz konular yüzünden daha yeni başladığım hatta  tamamen kaybettiğim ON DÖRT ve ON ALTI ARALIK KAPAKLI KUYLUCU hatıra yazımı sizlerle birlikte yad ediyor ve yenisine başlıyorum.

                 



Beytepe’ye kar tanelerinin daha yeni yeni düşmeye başladığı zamanlarda gerçekleştirdiğimiz bir faaliyetdi.Her yer bembeyazdı…büyük bir kar küresinin içinde gibiydik.

 Beytepe kar küresinden,Kastamonu kar küresine doğru…Benim için faaliyet,Yalçın abiyle tanıştığım an başladı.Bütün Hümak’lılar bahsederdi…kim acaba,der dururdum.Servis,arka kapının olduğu yere doğru geldi.Sanki onu tanıyormuşçasına,çılgın bir Rana edasıyla servise doğru koştum.’’Yalçın abiiiii!Ben,Ranaaaaa…’’dedim.’’Aaaaaaaaa!Sen miydin…Çok bahsettiler senden.’’dedi.Nasıl mutlu olduuuuum…Eveeet….Meşhur Yalçın başkan ile tanışıyorduk...Ve ikimizinde aslında birbirimizden haberi varken…(Hasan,bizi yolculamaya gelmişti.)Kapının yanından Hasan, lafa atladı.'' 😹 Şapkalı Ranaaa,şapkalı Ranaaa’’diye JVelhasıl kelam,Yalçın abiyle daha dakika bir gol bir iken süper kanka olduk.Hep birlikte,Yalçın abinin yönlendirmesiyle tüm eşyaları yanar dönerli servisimize yükledik.
                                      
Yanar dönerli demişken!Yalçın abinin servisi,pavyon gibiiidir. Koltukların kenarlarından mavi ışıklar saçılıyor her yere.Beytepe’de bir ufoo! :D Derkeeeen…Saat on dokuz otuz da,tekerlerimiz dönmeye başladı bile.Direksiyonda Yalçın başkaaan!Yanındaa Utku Yıldırımm…Ve arkada saybaştan Seheer hocaaam,Kereem,Emiiir,Fişneeeem,Heliiiin,Beyzaaa,Ercaaan,Kansu abii,Gürhaan,Pelin,saygıdeğeeer ve sevgiliii Aspeg’li misafirlerimizden Alper ve aslında İsviçreli olan ama mağaraya döşeme yapılırken Karadenizli çılgın bir horoncu olmaya karar veren Devriiim 😁(Seher ile benim yoğun baskım altında kaldı(!). )Bir de,beeeeen...Kadroyu okuyunca,size de güzel kokular gelmiş olsa gerek :P Beytepe Nizamiye’den  çıkar çıkmaz harika bir yolculuk olacağını iliklerime kadar hissetmiştim.
İlk durağımıza vardık.Çağdaş Market.İlk olarak kişisel ihtiyaçlarımızı karşıladık.Daha sonra ‘’Hepimiz birimiz,birimiz hepimiz için!’’diyerekten eksik toplu kumanya alışverişine başladık.Seherlerin yanına koştum,yardım etmek için.Sonra Emir’in yanına geçtim.Birlikte içeceklere bakıyorduk…o sırada sağ tarafımızda şarküteri reyonunda Utku’yu gördük.Sürekli zeytin deniyordu.(Kamp alanına gidince sorduk,napıyordun öyle diye…Bizim için en güzelini seçmeye çalışıyormuşşş…Koca yürekli adaaam!Yanlış hatırlamıyorsam tam on tane zeytin denemiş ve on birinci de karar kılmış. )Aradan on dakika geçtikten sonra yine Emir’le beraber turlarken tekrar Utku’yu gördük.Bu sefer fırın tarafında. Oradaki görevli ile hararetli bir sohbet içerisindeydiler.Adam bizim için bir sürü ekmek atmış,fırına.Utku da onları bekliyordu.Adamın,Utku’ya bir bakışları vardı…Görmeniz lazım Biz zaten bakışları görünce,istemsiz olarak kulak misafiri olduk.Utku’nun küpesini merak edip,bunları nerden alıyorsunuz,nasıl takıyorsunuz diye sormasıyla,bu sohbet kaç yaşındasınızlara kadar gitti…İçimizdeki ses,’’Kaç Utkuu!’’demeye çoktan başlamıştı bile :D
Artık,saat sekiz buçuğa geliyordu.Hep birlikte kasaya doğru yöneldik.Her şeyi poşetledik.Ve taşımaya başladık.Kumanyalaaar taptazeydiiii!Yeni gelin kumanyası ahahahaha 

Saat yirmi otuz.Tekerler,bir kez daha Kastamonu için dönmeye başladı.Seher’le ben,güzelce en öne yerleştik.Yanımıza,canı sıkılanlar gelsin diye bir tabure çıkardık.Arada Kerem..Emir…uğruyordu.Önde geyik başladı bilee :D Daha Ankara’da iken elden elde abur cubur gönderme seansımız da başlamıştı.Kansu abi,kocaman lays paketi çıkardı.Olması gerekenden fazla büyüktü :D Üç beş çeşit ürünümüz ve koca laysimiz dönüp dönüp duruyordu.Emir’e gelince bir mola vermesi gerektiğini düşündük ahahahha :D Hemen bu anı fotoğrafladık.Ve elden ele abur cubur göndermece oyunumuza devam ettik.Anlatıldığından da daha da güzel ve eğlenceli bir şey buu.Paylaşmak çok güzeeel!Hele bir de Hümaklıyla paylaşıyorsan daha da güzeeel!Senn paylaştıkça,o da paylaşır.Yemeğini de paylaşır…Çantasını da paylaşır…Tulumunu da paylaşır…Bir Hümak’lı canını da paylaşır.Her şey paylaşınca çoğalııır!! Biz burada elden ele geyiğimizi yaparken tam bir saat geçmiş.Arkadan’’Acıktıııık!!’’sesleri gelmeye başladı.Kendi göbeğimi yokladım..O da acıkmıştı ahahahah :D Seher hocam da,acıkmış.Belliki herkes acıkmış…Eeee birimiz acıktıysak demekki… :D Birimiz,hepimiz için sonuçta ahahh :D ‘’Yalçın başkan,bizi çorbaya götür!’’dedik ve yaklaşık on dakika sonra servisten inmeye başladık,bu sefer her inen  aaa demeye başladı.Aman 
Yaarabbii!Hala Ankara’dayız!!Kızılcahamam.Bir buçuk saat geçmişti halbukiii.İştee sevgili arkadaşlar,bir Hümak yolcuğu böylediiir JSen dersin yarım saat,ben derim bir saat,başkası der iki saat 😋

Çorbacımız efsaneydi.Ben,Kansu abi,Seher,Helin kelle paça çorbası,diğerleri kemik çorbası ya da pilav tarzında şeyler aldı.Bol sarımsak ve limon ekledik.Çorbamızı yudumlarken etrafa bakınıyorduk ki bir de ne göreliiim!!Duvarlar,bize racon kesiyor(Bakınız efendim:Ölüme gidelim dedin de mazot mu yok dedik!!).O an,orada,o yazıları okumak çok keyifli olmuştu.Hepimiz okuyup okuyup,birbirimize anlamsız bakışlar atıyorduk.Benim bu mekanda küçük bir sakatlanmam oldu.
Lavobanın içinde ve kapısının önünde yerler yeni silinmiş,ıslakmış.Bu durumdan bir haber olan ben,şarkı söyleyerek koşuyordum…hiç duraksamadan lavobaya doğru koşmaya devam ettim ve adım atar atmaz kayıp popuşumun üstüne düştüm.Bütün bedenim sallandı onu da geçtim yerden ses çıktııı :O Resmen,yerden ses çıktı.Yerden ses çıktığına mı üzüleyim,canımdan olduğuma mı üzüleyim bilemedim :DBeş dakika boyunca doğrulmaya çalıştım,yavaşça kalktım ve kadın tarafına doğru yöneldim.Aynaya bakıp bakıp,kendimi sorguluyordum.Canım o kadar çok acıyordu ki…Tuvaletimi yapabileceğimden bile emin değildim :D Sonra Seher geldi,’’Bir şey mii oldu,neden öyle duruyorsun?’’diye sordu.Olanları anlattım ve sessizce birbirimize sarılmaya başladık.İki dakika boyunca sarıldık ve güldük hahahahaha.... Sonra bana yardımcı oldu.Yukarı çıkıp çay içtik.
22.03’de yanar dönerli servisimizin tekeri yeniden dönmeye başladı.Servis de çok hararetli sohbetler dönüyordu. Dans ediyorduk,geyik yapıyorduk derken saat 23.42’tuvalet molası verildi ve Gürhan,yedi liraya pil aldı.23.53’de yeniden hareket etmeye başladık.Elden ele abur cubur döndürme seansımız son hararet devam ediyordu,Kerem ve Utku gps ile harita arasında gidip gidip geliyordu.Ön tarafta Yalçın ağabeylerle birlikte dört kişi iken bir an da bir ordu oluvermiştik.Herkesin elinde telefon ve ekranda maps…işaretlenmiş kamp alanı…işaretlenmiş köy….saat biri geçiyordu.Haliyle her yer çok karanlıktı.Tek ışığımız,yanar dönerli servisimizdi.Yollar çok virajlıydı.Telefonlar çekmiyordu.Haritalar kapanıp kapanıp,açılıyordu.Nefesler tutulmuştu.Hepimiz Yalçın abi ile Utku’nun olduğu tarafa doğru iyice yerleşmiştik.

Saat ikiye gelirken köyü bulduk!!!Yaşasııın!Sonundaaaaa... Yollar biraz daha iyi gibiydi.Şimdi,sıra da çeşme bulmak vardı.Boş damacanalarımızı doldurmamız gerekiyordu.02.03’de Yalçın abi bir çeşme buldu,Utku ‘’Akıyor mu acaba?’’diye kontrol etmeye gitti.Malasef,kötü haber…Çeşme bulmaya devam dostlaaar!02.06..ikinci çeşme…olumsuz sonuç…02.08…üçüncü çeşme….                  Yupppiiii!Su akıyor!Su,deli akıyoooor…bir sürü çeşmesi var…tulumbalı hem dee... Sessizce,servisden indik.Damacanalar alındı,sular konuldu.Sıra da ,kamp alanımızı bulmak vardı.2.20’de servisimiz harekete konuldu.Virajları döndükçe,mevsim değiştiriyor gibi oluyorduk.Köyün bir kısmı bembeyaz,bir kısmı kardan bir haber...Yollar yine sıkıntı yaratmaya başlamıştı…



Saat 2.55.Yalçın abi konuştu.’’Gençler,bu servis burayı gidemez gibi duruyor.’’dedi.Sonra aniden arabadan indi.Yoldaki su birikintisinin boyunu ölçmek için kolunu soktu.Canım Yalçın abim…Sen,bizim canımızsın...Bu tespit işleminden sonra yanımıza gelip,devam edebileceğimizi söyledi.Saat 3.02.Durduk...Yalçın abi geri geri gidiyordu.Tam o sırada ben de Utku ile konuşuyordum.Utku,kemerini çıkardığı an,servis ötmeye başladı😉’’Ohaaaa,Yalçın abiii!Senin servis de kemer takmayınca ötüyor mu yaaa??’’ dedim ahahaha :D Herkes,gülmeye başladı ahaha(Bütün kamp boyunca geyiği yapıldı hahahahahahaah.)Kerem önden kamp alanını bulmak için servisden indi.Ardından sırayla birkaç kişi daha indi.3.23.Çığlık sesleri yükseliyordu…Bunlar güzel seslerdi.Bu sesler bildiğiniz,kampııı bulduuuk sesleriydiiii!Sırayla üç ışık belirdi.
Kerem,yanımızda geldiğinde kafasındaki ışıktan daha çok ışık saçıyordu.’’Kamp alanımız,bu taraftaa!’’dediler.Servisi,biraz daha yakına çekebilmek için yeniden arabaya yöneldik.Saat 3.55.Çamura saplandık.Sürekli kayıyoruz.Hem nefesimizi tutuyoruz,hem de eğleniyoruz. 4.30 oldu.Servisden eşyalarımızı indirip,kamp alanına doğru taşımaya başladık.Her şey alana getirildiğinde,çadırlar kurulmaya başlandı.Çok kalabalık değildik.3 ekip vardı.Bu yüzden hemen mağaraya girmektense,biraz uyuyup girmek tercih edildi.Bir,iki kişi ateş başında kaldı.Ben de hemen uyumaya gittim.Yatar yatmaz,dalmışım zaten…Çadırım da Heloşş ve Fişnem vardııı. Beyza,Seher,Kerem 07.46’da etraftaki mağaraları araştırmak için keşife çıktılar.Gitmeden önce beni uyandırmışlardı.Kendimi,kampın emeklisi gibi hissediyordum Neden diyeceksiniz…Mağaraya girmeyen birkaç kişiden biri bendim.Daha değerlendirmemi bile vermemiştim.Benim açımdan bakılınca erken bir dikey mağara faaliyetiydi.Ama diğer arkadaşlarım için öyle değildi ve ben hariç herkes en az bir yıllık Hümak’lıydı. Büyük bir görevim vardı.Çorbaaa yapmaaak! Veeee döşeme ekibini uyandırmaaaaak...Yalçın abiyle beraber,kampın ilk çorbasını yapmıştık.08.10 gibi döşeme ekibini uyandırmak için çadırlarını sallamaya gittim. 08.30’da mağara bulunmuştu.Aramızdan bu mağaraya daha önce giren hiç kimse yoktu.Mezun Hümak’lılardan giden olmuş diye duydum.Fakat bu dönem için yeni bir mağar…

08.43’de mağaradan,’’Ahoooy!Ahooooyyyy!diyerekten kamp alanına doğru koşuyorlardı.Canımın ciğerleriiii!Nasıl,neşeli geliyorlardı.Çiçek gibiydileeeeer JDöşeme ekibine yeniden seslendim.Çadırından ilk çıkan,Alper ve hemen ardından Devrim oldu.
Onları görünce mutlu oldum.Bizim dışımızda uyanan insanlar vardı…Ateşimiz çok iyi olmamakla birlikte yanıyordu.Sıcak çorbamız ve çayımız vardı…Ateşimiz neden iyi değildi bilmiyorsunuz tabii.Hemen anlatıvereyim…Kamp alanımızı kapatan muhteşem ağaçlarımız karla kaplıydı.Ve bizim,Ankara’ya döneceğimiz güne kadar,su olup başımıza yağdılar. 
Artık,döşeme ekibinde bulunan herkes ayaktaydı…Utku,Ercan,Gürhan ve Devrim…Yalçın abi ve Seher,herkese yumurta yaptı.Ekip,hazırlanmaya başladı.Tüm planlar yapıldı.Ekipmanlar kuşanıldı.
Döşeme ekibimiz hazııır!10.40’da ekip mağaraya doğru gitmeye başladı.Ben mağaraya giremeyeceğim için eşlik etmek istedim.Seher,Kerem,Pelin,Yalçın abi ve beeen ekibimize yol arkadaşlığı yaptık.
Ekip,döşemeye başladı.Seher,Kerem ve ben herkes mağaraya inene kadar mağara girişinde bekledik.Keyifli sohbetler gerçekleşti.Devrim’in,yarasalarla ilgilendiğini öğrendik.Bize harika bilgiler verdi.Yalçın abi Temel Mağaracılık hakkında konuşmalar gerçekleştirdi.Hava çok soğuktu,herkes üşüyordu.Seher ile ben horon tepmeye başladık.Daha sonra Devrim’de bize katıldı.Mağaranın içine inene kadar sürekli horon teptiii ahahhaa... Ona,kız horonu oynamayı öğrettim.
Kerem,ben ve Seher burada çok vakit geçirdik.Şarkılar söyledik.Herkesi video kaydına kaldık.Fotoğraflar çekildik.Bilimsel konular hakkında münazara ettik(!).
Ekip,13.00’da mağaranın içine indi.Biz de kamp alanına doğru yürümeye başladık.Kerem ile Seher,ateş başına doğru gittiler.Ben de servise doğru yürümeye devam ettim.Yalçın abi,orada bir yerlerde telefonun çektiğini söylemişti.Servise doğru ilerlerken Alper’i gördüm.’’Alpeeer!!Telefon nerede çekiyormuş,biliyor musun??’’dedim.Yalçın abinin işaret koyduğunu söyledi ve gösterdi.Yalçın abiii ya  ahahahaha..😜Servisin,şöför kapısının yanında mesire alanına doğru işaretler koymuş.Alanı da yuvarlak içine alıp burada gibisinden bir şeyler yazmış.Şuan çok hatırlayamadım.Gördüğümde çok hoşuma gitmişti. Emektar Yalçın Başkan  İşin kötü tarafı,benim telefonum orada da çekmedi.Alper’le birlikte biraz yürüdük,çeken yerler bulmaya çalıştık.Ama başarısız bir çalışma oldu. Sonra kamp alanına döndük.Ateş başı sohbetleriii….En sevdiğim…






Bol bol oduuuun,ağaaaç kırdığım bir kamptı….Hatta gece yatınca elimin ağrısından uyuyamayacak kadar baltayla vakit geçirdiğim bir kamp. Tek düşüncem arkadaşlarımın mutluluğu….Yemekler ve ateş….Yalçın abi için de öyleydi.Kimse üşümesin,biraz daha odun kıralım diyerekten,baltayı kendi eline sapladı LAhh!İçim nasıl sızlamıştı.Emir,ben,Alper hemen ilk yardım çantasını kapmıştık.Demiştim ya,Hümak’ta her şey paylaştıkça çoğalır diye Yalçın abinin elinin acısını da paylaştık.Hepimiz iyileştik.O da iyileşti.Suratı bir kere bile asılmadı.

Seher’le,Yalçın abi kar küresi Kapaklı Kuylucu Mağarasının şerefine,kocaaman bir kardan adam yaptı.
Bu akşam güzel bir ateş başı daha yaptık.Mangalımız bile vardı.Son ekibimiz,toplama ekibimiz…Fişneeem,Emir,Kerem ve Helin.Hepsini,Eher hocam ile beraber kendi ellerimizle besledik.Özellike Vişneyi.  Bir elimizde çorba,bir elimizde bulgur pilavı…Bir ben,bir Seher hocam.Vişne’yi şişirene kadar yedirdik.Bir ‘’Uçaaak geliyyyyooor geliyyooorrğğ…...’’edasıyla…00.55’de mağara yoluna koyuldular.. Vişne ve Helin olmadığından ben,Seher’lerin çadırında kaldım. 04.30’da mağaradan çıktılar. Sabah dokuz otuz gibi alarmlar çalmaya başladı.Seher ile ben kalkıp,herkesi uyandırmaya başladık.Sesi duyan kalktı(!) JBu yüzden 12.26’da toplanmaya başladık. 13.33’de kamp alanı tamamen toplandı.Ağaçların üstünde artık, kar kalmamıştı.14.15’de geleneksel toplu fotoğrafımızı aldık.

14.21’de yanar dönerli servisimize binmeye başladık.’’At yiğidin,yoldaşıdır.’’diyerekten Yalçın başkan, tekerleri döndürdü .Görüşürüz Kapaklı…Ben mağaraya giremedim ama seni gördüğüm kadarıyla çok sevdim…Her yer çok güzeldi…Küre Dağları…Kastamonu…En yakın zaman da bir daha görüşmek dileğiyle…Her şey için bütün arkadaşlarıma,Yalçın abiye çok teşekkür ederim.Bu güzel mağaraya girmemize öncülük eden herkese minnettarım.İyiki HÜMAK!





                                                                                            Yazar: Rânâ Topal

7 Ocak 2019 Pazartesi

İlk Aşk Gibi İlk Mağara



21-23 Aralık Ballıca


Bir kamp çantası hazırlamanın vermiş olduğu hissi şu dünyada pek az şey verebiliyor insana, bence. Hele bir de ilk defa gidilecek bir lokasyon söz konusu ise durum daha heyecanlı bir hal alıyor. Aklında zilyon tane düşünce insanın; hava durumu nasıl, ne kadar kalın giyinsem, ay acaba aldıklarım yeter mi, çöp poşeti önemli onu sakın unutma, ne olur ne olmaz şunu da alayım ben (ve bu gerçekten absürd bir şey olabilir :) hayal gücünüzün sınırsızlığına bırakıyorum)... Alınan onca şeye rağmen o çanta hiçbir zaman hazır olmaz ama, yola çıkar çıkmaz "Aha! Kesin bişey unuttum ben." cümlesi gölge gibi ardı sıra geliyor insanın. Yüzsüz şey.

Bu cümle zihnimde, ilk faaliyetime gidiyor olmanın içimde uçurduğu kelebeklerle koyuldum okul yoluna. Canım Beytepe. Kamp çantası ile Beytepe yolları arşınlamak pek akıllıca değilmiş bunu yeni öğrendim. Pek çok şeyi yeni öğrendim aslında, onlara da sıra gelecek okumaya devam ediniz :) 1 saat bilmem kaç dakikanın sonunda okuldayıııım. Evden sırtımda çanta, outdoor kıyafetlerimle havalı havalı çıkmışken; okula saçım dağılmış, bir miktar terlemiş, çantama sıktıra sıktıra koyduğum matım kaymış bir vaziyette girmem tatsız oldu pek ala tabi...  Hala kelebeklerim içimde ama öyleyse sorun yok. Kulüp odasına vardım. İlk kez tanışık olduğum insanlar var bir miktar geri durmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Ah bir de o gün kimya sınavım var ki, sormayın bende ki gerginliği. Eşyaları taşımaktı, sohbetti muhabbetti derken  şöyle böyle zaman geçti. Sınava girdim, çıktım veee tekrar canım kulüp odası. Az daha zaman sonra yola çıkmaya hazır hale geldik. Alışveriş zamanıııı, Bilkent Station ilk durağımız. Alınacaklar alındı, alsam mı acaba tereddütleri geride bırakıldı ve tekrar yola koyulduk. Yolculuk keyifliydi; sohbet, kahkaha, göz dinlendirmeler, şarkılar, uykular... Sonundaa vardık. Gece yolculuğu olduğu için "yol nasıldı, etrafta neler vardı, nasıl bir yere geldik" bunların hiçbirinin yanıtı yok. Eşyaları indirdik ve kamp alanına doğru taşımaya başladık. Herkes nasıldı bilmem ama ben epey temkinli adımlarla hareket ediyorum; zemin nemli yer yer çamur, bir yerlerde havuz varmış düşmek tehlikesi söz konusu ve gece... (tabi ki bu cümlede mübalağa söz konusu) Eşyalar taşındı, çadırlar kuruldu, malzemeler yerleştirildi, odunlar toplandı, uyuyan uyudu ve ilk ekip gitmeye hazır. Ekipte kimler vardı tam anımsayamamakla birlikte; ekibin öncüsü Hasan, artçısı Can Tarcan ve onlarla birlikte hattı kurmaya giden Erhan ve Nart'ı yolcu ettik mağaraya. Birkaç kişi ateş başında kaldık. Biraz sohbet, biraz ısınma çabası derken geçti vakit. Erhan ve Nart hattı kurup geri döneceklerdi normalde fakat Hasan'ın midesi rahatsızlandığı için ekibi Nart almış, Hasan ve Erhan geri döndü. Kaç kişiydik, kimler vardı tam anımsayamıyorum fakat en sonunda ateş başında Erhan, Hasan, ben kaldık (bir ara Raif'te göründü ortalıkta gerçi). Odun ateşinde mantar ve adaçayı ile :) günü doğurmak çok keyifliydi, böyle sabahlar için uykularımı her daim feda edebilirim. Günü doğurmak demişken, nasıl bir yere geldik sorusunun yanıtıyla tanışık olduk sonunda.



Yosun tutmuş kayaların maksimalist hali gibi geldi bana bu görüntü. Ve Turgut Uyar geldi aklıma, Bir Gün Sabah Sabah.  Ah bu arada mantarlar için Erhan'a kocamanak teşekkürler.

İkinci ekipten birkaç kişi uyandı, ateş başı devredildi ve artık ben bir uyuyayım... Kahvaltı kelimesinin geçtiği birkaç cümle ile uyandım daha doğrusu "Kahvaltı mııı? Fırla tulumundan Rumeysa!" şeklinde bir naraydı bu. Bendeniz kahvaltıya çok düşkün bir hanımefendi ^_^ Kahvaltı yapıldı ve haydi iş başına. Birkaç kişi bulaşıklara, birkaç kişi de daldık meşelerin arasına, epeyce bir odun topladığımızı sanıyorum.

Ve artık, sonunda, bizim ekibin mağaraya girme zamanıııı. Aslına bakarsanız zaten zamanımız gelmişti fakat içerdeki ekip henüz gelmemişti ve +1 saat beklemesi yaptık. O süre de geçtiğine göre artık bir gidip bakmalı... Gittik. Birtakım sorunlar olmuş bu yüzden bir miktar daha rötar yaptı girişimiz. Hasan ve Nart çıkmakta onlara yardımcı oldu ve ikinci ekip sağ salim çıktı. Biraz mağaradan da bahsedeyim, mağaranın halka açık yaklaşık 680 m uzunluğunda bir kısmı var, 8 salonu gezilebilir vaziyette. İkinci ekibi beklerken bu alanda bekledik ve onlar çıkar çıkmaz girdik içeri. Ellerim titriyor. Dürüst olcam daha hattın olduğu yere dahi gelmeden "Kesin ben burada bir yerde kayıp ölcem." diye düşünmedim değil. Şşşh duymamış olun :) Ah sahi ekipten bahsedeyim biraz; öncümüz Nart, artçımız Pınar, Suat, Ahmet, Oğuzhan, Aslı, Cemre ve been. Emniyetler alındı, mağara havası güzelce solundu, e artık inmek vakti. Nart biraz hattan, neler yapılacağından bahsetti ve o bir güzel indi aşağı. Şöyle ki, merdivenle iniş yapacağımız birkaç metrelik bir giriş var. Öncü aşağıdan, inecek kişiyi emniyete alıyor. Bulunduğumuz konumdan azıcık popomuz üstünde balkona  inip ipi karibine geçiriyoruz ve merdivenle iniyoruz. Gerçekten hayatımda ilk defa bir şeyden bu kadar korktum! Ama indiğimde anlayacağım üzre, yaşadığım en güzel deneyimdi bu! Hepimiz indik. Huh derin bir nefes. Biraz dinlenildi, bir şeyler yenildi. Ve enerjimiz yerine geldi daha da aşağılara inmeye hazırız. İki elimiz bir de popomuz her yere değe değe bir güzel indik aşağı. Belki herkes yaşamında turistik bir gezi olarak bir mağaraya girmiştir yahut bir belgeselde izlemiştir ama hiçbir gezi ya da belgesel bir mağarayı  bakir haliyle görmenin hazzını veremez. Tüm o sarkıtlar, dikitler, sütunlar, pipetler, popcornlar, perdeler :) hepsi muazzamdı. Beni bu görsel şölenden ziyade heyecanlandıran asıl şey mağarada bir orayı bir burayı, bir daralı, bir tepeyi hülasa bedeninin girebildiği tüm alanları keşfedebilmek. Bunu hayal ederek gelmiştim ve bu hayalimi elde ederek dönebildim Ankara'ya. Bir oraya bir buraya gidiyoruz derken bir yarık gördüm, aşağı doğru devam eden bir kolu var. İnip de bakmaya çekiniyorum eğilip bakmaya çalışıyorum en fazla ama yok yetmedi inmek lazım oraya :) Nart'a söyledim hemen bir "Bakalım." tepkisi. Önden o arkadan ben, daral olduğu için birer ikişer girelim diye kalan ekip arkadan çıkışımızı bekliyor. Bir kafamız önden, bir bacaklarımız, bir duvara paralel vücudumuz derken  gidebildiğimiz yere kadar gittik daha da gidilebilirdi fakat mağara oluşumlarına çok da zarar vermek istemiyoruz arkadaşlar yoksa bozduğumuz tüm o popcornlar rüyalarımıza girer :)

Artık dönelim derken Nart bir kol gördü girdi içine bir süre sonra ışığını göremez oldum sonra bir de duydum ki tee yarığı gördüğümüz yerden çıkmış. Ben edebimle geldiğimiz yerden çıktım tabi gözüm yemedi ordan çıkmayı.  Hayalini kurduğum şey işte tam olarak buydu. Bilmem anlatabildim mi :)

Dönme zamanımız yaklaşıyor ama kimsenin çıkası yok. Bir oyana bir buyana adımlarımız sürüyor. Pınar'la bir odacığa girdik. Küçükcük, tatlı bir oluşum gördük ki içerde sarkıtlar cabası... Ama artık dönmek zamanı :( Yine içimde bir korku "Aha kayıp düşcem ve ölcem." diye diye. Dönüş yolunda Pınar pipet havuzu buldu ve tabiki kendimizi bir süre onun büyüsüne bırakıp güzel güzel deklanşöre bastık. (Konu fotoğraf çekmekse elbette ki hazırlıklıyız, Pınar led getirmiş.)

İlk indiğimiz yere çıktık. Merdivenle haşır neşir olcaz gene... Öncesinde mutlak karanlık. İçimde uyandırdığı hissin tarifi (ki yaşanmadan yine soyut kalır), hani uzay filmlerinde boşlukta asılı kalmış bir astronot vardır öylece süzülür, hah işte tam olarak öyle. İçimde bir güven var tabi, eğitimlerde güzel güzel çıkmışım e inerken de zorlanmadım, çıkarım yahu diyorum. Dediğim gibi olmadı tabiki... Bizden önceki ekip çıkarken küfreden olmuştu, ne kadar haklılarmış! Ve eğitimlere gelin arkadaşlar, eğitimler önemli, onlar kıymetlimiz :) Neyse ki çıktım, huh yine derin bir nefes. Ellerim titriyor bir miktar, muhtemelen orda Pınar beklemese kendimi bırakıp edebimle düşerdim. Dünya tatlısı artçıma yıldızlar kadar çok teşekkür ediyorum. Ve tabi gerek inerken gerek çıkarken gerek içerde tüm yönlendirmeleri için çok sevgili öncüme de.  Herkes çıktı, emniyetler çıkarıldı ve mağaradan çıkmaya hazırız. Birkaç kişi karşılama komitesi kurmuş bizi bekliyordu, hep beraber çıkışa doğru yola koyulduk ve çıkışa yaklaştıkça  yemek kokuları gelmeye başlıyor... Kaç kişi gelmiştik faaliyete bilmiyorum ama yüzde çoğunluğu tesisteydi, karşılama komitesi iki :) Öğrendik ki yemekleri tesisin mutfağını kullanarak yapmışlar, orda mı yesek kampta mı yesek derken kampta yiyelim dedik. E tabi üstümüz başımız çamur, yanaklarımızda yarasa kakası (ohh çok şifalı çook)...

Sonrası ateş başında enfes yemekler. Eli değen herkese yıldızlar kadar teşekkürler. Son ekip gelene kadar biraz uyumalı ama... Uyudum, uyandım ve sonundaa ateş başı muhabbeti anlarsınız ya :) Çok sohbetli, çok gülücüklü, huzur dolu bir gecenin daha ilk ışıklarına şahitlik ettik. Muhteşem bir kahvaltı yaptık; Pınar'a kaşarlı mantarları için, Nart'a  her şeyden bir parça menemeni için çok teşekkür ediyorum. Toparlanmaya başladık derken...

Vaktin nasıl geçtiğini anlamaksızın bir bakmışız yola koyulmuşuz. Uykuyla uyanıklık arası tatlı bir yolculuğun ardından Ankaramıza döndük.



Kim olduğumun ve yarın olmak istediğim kişinin parçalarından birkaçını buldum ben bu mağarada, bu insanların arasında. Bu insanlar ki sayamadığım kadar iyi ki dedirtti bana. Hülasa bir mağarada güzelleşir hayatlar ve bir kuş misali hızla çarpar kalpler...
R*

22 Aralık 2017 Cuma

Siyah Beyaz

        Özgürlük belki de bir yağmur damlasında saklıydı. Bir çiçek tohumunda belki ya da bir atın sağrısında gizli. Korkularımızın arkasına saklanmış ve bizimle ağır ağır gelirdi. Ömür boyu yanı başımızda sessiz sakin bir çığlık gibi yarenlik ederdi. Çaydan aldığın yudumdaydı o ve bir çocuğun gülümseyişinde. Bir annenin merhameti, bir babanın güveniydi. Sağlam dururdu ve kırılmazdı ama eğilir, bükülürdü.
        Ellerin, kolların bağlanmış olsa bile o fiziksel değildi. Zamana ve mekana indirgenemezdi. Ölüm bir son olsa bile onun için bir başlangıçtı. Yerin metrelerce altında bir mağara duvarıydı, mutlak karanlıktı. Aydınlığı her zaman göremezsin ama karanlık hep senin yanındadır. Bundandır galiba ta en küçüğümüzden en büyüğümüze karanlıktan korkmamız ve bu yüzdendir ki korkularımız kadar özgür olmamız... Sarıp sarmalayınca bizleri o en kuytuda kalmış korkumuz, işte tam da o anda özgürüzdür. Doğana karşı bir direniştir, üstünde tonlarca kaya olmasına rağmen nefes almaya devam etmektir. Bir düşüşte yüzlerce kez çıkmaktır. Bir geçiştir o an insan için çünkü böyle anlarda evrende küçücük bir parça olduğunu anlar. Yeryüzüne çıktığında ise tekrar girmek isteyişi bu sebeptendir. O tek bir "an" a dönmek ister. Özgürlüğü yudumlamıştır ve onun için artık eskiye dönüş yoktur. Eskisi kadar korkutamaz ölüm onu çünkü bilir ki en fazlası odur. En fazlasına kadar özgür olmak ister insan en temel içgüdüsüne, hayatta kalmaya inat. Ve bu inattır ki bir mağaracıyı yaşatan. Ve bu inattır ki beni, seni ve onu tekrar ve tekrar o karanlık deliğe sokmak isteyen. Hayatta her siyaha, bir beyaz geliyorsa eğer benim siyahım şehir, mağaraysa beyazımdır. Çünkü mutlak karanlıktan, özgürlükten sonra gördüğün tek renk, o küçücük anda saklanmış beyazdır...
~romajibastardo~ Aytaç Zaimoğlu
Görüntünün olası içeriği: gece, bitki, açık hava, doğa ve su

 

İletişim

Bu blogda yazar olarak yer almak ve katkıda bulunmak istiyorsanız, blog yöneticileri ile iletişime geçmeniz yeterli olacaktır.



Blog Yöneticileri

HAKKINDA

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu (HÜMAK) 1988 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde araştırma ve eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.

AMAÇ

Hacettepe Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu 'nun (HÜMAK) çok yazarlı resmi ve gayrıresmi paylaşım ortamıdır.

Kafasından bareti eksik etmeyen tüm mağaracıları aramızda görmekten keyif, zevk, haz ve gurur duyarız, hoşnut kalırız..